Dilimizde, sloganlarımızda hep FİLİSTİN... Ecdat yadigârı kutlu diyar.
Kaç yıl geçti, kaç şehit verdi, kaç drama sahne oldu. Müslümanların ortak derdi, yaralı uzvu Filistin - Gazze...
Dünyada zulme maruz kalan, adını, mekânını bilmediğimiz daha nice Müslümanlar var. Tüm insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılan, horlanan, ayrıştırılan, eziyet edilen Müslüman… Diğer tarafta, tüm bu zulme sessiz, gamsız ve kayıtsız kalan, köşesine çekilen nice Müslüman fert ve devletler.
Bunun en acı örneği işte gündemimizde ve gözlerimizin önünde.
Ben şuna dikkat çekmek isterim: Bu vakte kadar Müslümanlar zulme karşı (zulmün muhataplarının dışındakiler) sadece birkaç şey yapabildiler. Aşikârdır ki bunların başında meydanlara dökülmek, insan seli oluşturup nefret dolu sloganlar haykırmaktır. Düzenlenen bu mitinglerde bayraklar dalgalandırmak, afişler açmak, bayrak yakmak yine tepkimizin başını çeken tepkilerimizdendir. Bunların yanı sıra "dua" Müslüman’ın elinden gelen en ulvi tepkidir. Bunlar kâfi miydi? Tabii ki hayır... Katil İsrail devletinin, İHH organizasyonuyla Gazze'ye taşımakta olduğu insani yardıma yaptığı haydutça, korsanca, haince, teröristçe hunharca saldırması, Müslümanların dünyaya iki şeyi haykırmasına zuhur etmiştir. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, birbirlerini asla bırakmazlar ve bırakmayacaklardır. Filistin yalnız değildir ve olmayacaktır. Müslüman gerekirse kardeşi için canını, malını feda eder. Şimdiye kadar Müslümanlar kardeşleri için meydanlara döküldüler, bağırdılar, mallarını feda ettiler ve şimdide canlarını feda ettiler. Bundan sonra gerekirse zalime karşı koymaya hazırdırlar. Eğer zalimin mazlumdan bir korkusu varsa, bu korkusuna korku katsın. Bizlerin artık zulme tahammülümüz kalmadı.
Bu zulüm nereye kadar? Müslümanların bu ayrılığı ne zamana kadar? Kaç İslam beldesinin daha sömürülmesini, katledilmesini bekliyoruz?
Farklı görüşlerde ki toplumlar bile tahrif, edilmiş, batıl bir dava uğruna bir olup birlik olurken, Mutlak Hakikatin davasının peşinde olan biz Müslümanlar, Hak hükmünü cihana yaymak için mücadele eden biz Müslümanlar daha neyi bekliyoruz? Bir olmak için, vahdet olmak için, ihvan olmak için bize mani olan nedir?
Endişem şudur: Bu yaşananlarla birlikte verilen tepkiler, daha öncekiler gibi bir anlık duygu yoğunluğunun vermiş olduğu patlama olup birkaç vakit sonra unutulacak, sönüp kapanacak mı? Katil İsrail yine bu işten, Müslümanları katletmekten kârlı mı çıkacak? Müslüman ölecek, Filistin yine garip kalacak, Katil İsrail’in yüzümü gülecek? Yine bir narkozla, yeni bir gündemle uyuyup, birçoğumuzun hiç çıkmadığı rahat yataklarımıza, refah dolu (!) hayatlarımıza devam mı edeceğiz? Ve yine bu dava birkaç grup Müslüman’ın sırtında mı yola devam edecek? Ne mutlu bu davanın müritlerine…
Allah'ın mümin kulları o kadar masum, o kadar insan, o kadar medeni ve o kadar nezaket sahibi ki. Fakat kâfir yine kâfirliğini yapmaktan geri durmamıştır ve hiçbir vakit geri durmayacaktır.
Netice: Müslümanlar artık kendi içimizde ki bu ayrılığa sebep olan; siyasi ve etnik ayrılıkları, liderlik ve şöhret sevdasını, mezhep ve ideolojik ayrılıkları, Allah'ın kitabının ve Efendimizin sünnetinin ihmali, gösterişe ve şatafata itimat, mal ve şehvete temayül, düşmanların yaptığı hilelere kanma ve onların arzuladığı yolda ilerleme gibi hatalara son vermelidirler. Birlik ve istikamete giden yol bu hataların telafisiyle mümkün olacaktır.
Adalet ve barışın cihan kapsamında tesisi için, mutlak ve yegâne hakiki usul olan İslam’ın birey ve toplumlara nüfuzu muhakkaktır, gereklidir.
Okunma Sayısı : 61
|