Puslu gösteren
Gözlükleri vardı
Zamanın.
Uzun sakalları
Saçları dağınık
Yaşlıydı,
Yüzünde ince,
Derin çizgiler…
Viran bir evin,
Çatı katında yaşardı.
Odasının kırık raflarında
Nice yaşamlar vardı,
Tozlu ve zamana yenik…
Sabahları geç uyanır
Düzenden uzak yaşardı.
Sokağa da çıkar bazen,
Kimselere görünmeden,
Sessizce,
Geçip giderdi.
Yaşamlardan aldıklarıyla
Karnını doyurur,
Isınırdı.
Ailesi yoktu
Hiç kimsesi de.
Zaman,
Aynada tortulu bir yansımaydı,
Bize göre…
Adımlar zamana ermezdi,
Geçip giderdi o,
Hızlı ve de sessiz
İzleri kalırdı…
Zamanın bir de tadı vardı
Buruk; geçip giden günlerin
Pişmanlığını taşıyan.
Nice yaşamlar tanımıştı o,
Üzüntüler,
Ölümler,
Pişmanlıklar…
Şaşırırdı
İnsanlığın hallerine,
Onu her şeye ilaç olarak görüp
Bunca nefret edip
Durdurmak isteyişlerine…
Acımazsız, inatçıydı
Çabalar nafile.
Kimilerine göre hiç yetmeyen,
Kimine göreyse geçmek bilmeyendi.
Anne karnında bebeğin
Günbegün oluşumu,
3 aylık ömrün sitemkar
Çaresizliğiydi.
Her elde farklı şekil alan,
Her dilde farklı anlatılan,
Her insanda farklı algılanan
“ bir şeydi, ya da biri. ”
Unutuş,
Zamanın en bilinen yakını;
Zorlu yalnızlığına
Dostça bir dayanaktı o.
Arkasında olduğu müddetçe
Yoluna devam edebildiği
Bir dost.
Geçen zamanın bıraktığı
Acı hatıralar,
Unutuşla birlikte
Meçhule karışır,
Silinirdi.
Bu iki dost,
Anlaşılamamışlığın
Mustaripliğinden dem vururlardı
Bir birlerine.
Unutuş,
Ahmet Muhip’inde dediği gibi,
Kurtar bu gamlardan beni.
Fakat Ahmet Muhip bilmiyor
Bu dizeleri yazarken,
Unutmak doğuştan sağırdır.
Sen seslendiğinde değil,
Vakti geldiğinde girer koluna.
O kolundan ayrıldığında
Bir hiçtir gerisi.
Silinir gider umarsızca…
Sahi kim girdi benim koluma?
Cemile Gözde
Okunma Sayısı : 177
|