Sorguçlarda uçuşan vâveyla sesimi ısmarladım yarına. Caddeler güze girmişken sellerle, alnımdan sarkan buzulları sakladım. Yolla alıp veremediğim neydi ki; sade yanış sabahlarına kanmadım. Bu sene başka esiyorsam, akıl meblağım dağıldı, say beni! Hey gecelerin uslanmaz tınısı! Bildiğin doğruları kalbinden geçir bir kez daha. Bindiğin vâsıtalara bak defalarca. Bir kez daha ırmakların soğuğunda yıka ateşini. Zaman katrelerinde boğulan sergüzeştini pakla pişmanlığınla.
Yolun düştüğünü söylüyorum sana. Altı yönümün harap olduğunu, duygularımın terk-i diyar edip beden hamurunu hallaç pamuğuna nasıl döndürdüğünü anlatırken; tane tane değil, dolularla yağıyorum sana. Yağarken tıkanan nefeslerime nefes ol diye bekliyorum. Kursağımın kuruluğunda, metro hızında şehri kovalarken kaçan ben, hep mi sana dalmışım söyle, hep mi susmuşum söyleyecekleri. Seni anmaktan kim alıkoymuş beni?
Kesretli karamsarlığına yetişemedim sokakların. Zihinlerin birbiriyle uğraşan ama hep kötü ama hep umarsız ve kuyu kazan çetrefilli elleri tutamadım. Çağla sorunum vardı, ne vakit ki aşk bütün çığlarını üzerime yıktı, asır ardımda sözcükleriyle kaldı. Gideceğim yerim, haritadaki adresim, çıktığım ana yollar, irfan kalesine kadardı. Artık gökteki adımların peşine düşmeliyim. Deme bana nerdesin, seni alayım, geleyim. İhbarım zor benim. Sımsıkı kapanan ağızdan çıkacak bir cümle sana bağışlar da beni, kendimi bağışlamam aşk suçüstü yakaladı şakaklarımdaki seni. Ağardın ömrüme, gözün aydın olsun! Yolu mu soruyorsun; “yol arkadaşım” kuşlar olurken, yolun da yolu biterken ey sonsuzluğum; yolu mu yoruyorsun?
Noktanın nurundan dönüyor can yapılarım. Çalışmalarım yanmaktan ibaret. En ucuna kadar kanatların, karanlığımı fezamdan geçirerek, bakışlarının sıcaklığına varıncaya değin çalışmalarım susmaktan ibaret. Yol da seninmiş, han da. Oda oda gezdiğim şu efsunlu bağır da. Okunmuş sulardan, tutulmuş oruçlara; günler çevirdikçe sayfaları gecelerden, yola düşen şiirler de seninmiş. Ben senin gönlünde uyuyorum; beni uyandır, seni görmek istiyorum. Dolambacında perçemim kıskıvrak, esvabım paralanmış dünlerimle yamalı. Aldır ayrılığı karadan, ara bitti. Her gün mü başlar zaptedemediğim bu deli esinti…
Misâllerin eridiği, yalanın çabucak kendine yer edindiği, gerçeğin bileğini bükmek isteyen karartıların elleri ceplerinde rahat rahat gezindiği yollara nazaran ehl-i aşk kılıp, bir rüyanın seyr-i sülûkuna çıkar beni. Sefer edeyim, kederime sen gel. Dokunduğum kitaplarda kokunu çekerek, bir kirpik düşüşünün siyahî dalgası olup, özlemin mecalsiz kollarını tut. Ayrılık, omuzlarımda delişmen yüzüyle diri. Toprağı yutuyorsa yarıkları kalbimin, buğumdan dağlar tütüyorsa ve üstelik şehir, çıkmazlarıyla sobeliyorsa minik kızın ruhunu, sildikçe kazınıyorsa soruların arkası; yanıtların yaktıkları şaşırtmasın çöktüren külümün lâl dumanını.
Ateşi açık alanda yakarlar. Senin sevdiğinsem, yolunum demektir. Geçtiğinim, tutuşturduğunum, tuttuğunum demektir. Tut ki böyledir; aç alanımı, buralar benim değil! Verdiğin adın gizli geçidinden usulca kaçır. Sana gelmek nedâmet vadilerinden sıyrılmaktır. Sana gelmek, özden bir çekilmek; tutkulu, müştak, kavruk varmaktır. Sevmelerin şiddetlendiği, nârın hararetlendiği kıvamda varlığımı yoklamaktır. Sana varan yollarda kimliğimi aramaktır. Uzaklara çağırılmadan çağır beni yakınlığına.
Canımı infak eden yazıların var ya, işte onlara sar noktalarımın gazelini.
Yol düştü kayıttan yaz ismimi.
Okunma Sayısı : 417
|