| |
> (Musa Hûb) |
|
Hocaefendi’nin üslûbundan okunan bu temkinli ubûdiyeti ve tedbirli hizmeti, onu kendisine model kul ve hizmet insanı görüp kabul eden gönüllülerin cihanşümûl hareketine de bir yol haritası olmuş, hareketin şahs-ı mânevîsine taraf-ı ilahîden bir maya olarak çalınmış, kendi rengini ve tadını vermiştir ki bugün arzın bütün kıt’alarında insanlığın tüm ırklarına, kültürlerine, dillerine ve dinlerine karşı her biri birer Hocaefendi misali talebeleri, iyi niyetli ama tedbirli, heyecanlı ama dengeli, özgün ama yaygın bir metotla herkese peygamberâne yaklaşıp/yakınlaşıp peygamberlik hakikatini ulaştırmaya muvaffak kılınmaktadırlar.  |
 |
> (Afyoni) |
|
Bir bilseler içimde kaynayan volkanların haddini bana yine elemimden dolayı hak verirlerdi. Elemsiz insan mı var? Acısız gönül yoktur arzda ve semâvâtta. Her insanoğlu insanın bir acısı vardır, en azından. Yüzbinlerin-trilyonların farklı farklı acılarını bir anda yüklenen Hz.Muhammed sallallahu aleyhissalâtu vesselâm’ın acısı en kutsalı olan(ı)dır. Rabb’im (c.c) biz insanları O kutsal Ruh’a yakîn eylesin. İlki-sonu yok bu işin! Her ne vakitte olursa olsun bizi son nefeslerimizden bir an önce dâhi olsada o kutsanmış ruhlar(dan) eylesin, Hudâ-i Rahmânurrahîmimiz.... Oooff! Yanıyorum alev alev ! Yetiş imdâde ey doossssttt! Yetîş! Ey Ali! Yetiş! El-emân! Yandım el-ân… el-ân!  |
 |
> (Abdulkadir Öğdüm) |
|
Derdin nedir? Güz sınırına yaklaşmış can tanelerin mi? Tebessüm ettiklerinde kalbinin içinin güldüğü, somurttuklarında tarifsiz huzursuz olduğun, Rableriyle alışverişe düştüklerinde mahvolduğun, aklının ateşlere düştüğü, iki avuç arasına alınmış bir serçe gibi çırpındığı kalbinin... Bir Cennet kokulunun mantıklı cümleler kurmaya başlayabileceği zaman süresince yaşadığın ve yaşattığın zindanı düşün ve dile Rabbinden hayırlısını. Yalnızca hayırlısını... Düşün, anla ve ağla ki; yüzünü dönecek menzil yok, hayırsızı da hayırlıya çevirmeye muktedir olan Rabbinden başka. Allah dileyen kalbi sever. Ne mutazarrır bir kalptir ve ne müthiş bir ivmeyle artırmaktadır zararını O’ndan dilemeyen...  |
 |
> (Birol Topuz) |
|
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Yıldız Sarayı'nın önünde duruyor, bütün Türk ordusu Efendimizin huzurundan geçerek büyük bir disiplin içerisinde teftiş veriyordu. O esnada orada Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de vardı. Sultan Abdülhamid Han cennet mekân ise, edebi hürmetle, kemerbestei ubûdiyetle Kâinatın Efendisi'nin hemen arkasında duruyordu. Bütün ordular huzurdan tek tek geçiyordu. Derken sıra, benim istifa etmeden önce komutam altında bulunan birliğe geldi. Fakat birliğin başında kumandanı olmadığı için askerler darma dağınıktı.  |
 |
> (Altuğ Öztürk) |
|
Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, Yaratıcısı'nın emir ve yasaklarını öğrenmektir. Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları, yaşam biçimini, emir ve yasaklarını öğrenebileceği en önemli kaynak ise Kuran’ı Kerim’dir.  |
 |
> (Arif Onur Solak) |
|
Maî düşlerin metruk kalbinde / Kalabalıklaşıyor yalnızlığım peyderpey. / Nazenin bir yar gibi salınırken Marmara / En çokta Çamlıca’dan sevdim izlemeyi / Senin hüsn-ü cemalinde kaybolmayan efsununu./ Bakınca iskelesinden Eminönü’nün; / Galata’nın sönük ferine inat,/ Revnak bağışlıyor Süleymaniye’nin / Süreyyaların aşkın “En” yanına kıyam ettiği minareleri. / Kutlu kalabalığın semaya açılan elleri vuruyor mehtaba, zahir /Ve akıyor izdüşümü yeryüzüne dua dua…  |
 |
> (Arzu Cihangir) |
|
Çocuk olmayı özlemedim sayende. Genç olduk biz seninle. Aşka meşke düşmedik. Dimdik bir acıyla yaşarken insan âşık bile olamıyordu. Herşey içimizi kanatmaya yetiyordu. Herkes için ağlayabiliyorduk. Bir kendimize ağlayamıyorduk, bir kendimize yaşayamıyorduk. Sen olmaz demiştin. Sen kendimizi unutmamızı söylemiştin. Sonra da sızılı bir türkü olmuştun. Annen duydu o türküyü ilk. Ben hayatımda böyle onur görmedim. Böyle bir güç! Altı üstü çelimsiz bir kadındı. Kırk çeşit hastalık vardı vücudunda. Ama türkü olmuştun sen ve o gecenin bir vakti başını dışarı çıkarmış rüzgâra yüzünü vermişti. Rüzgâr da rüzgâr. Adam olanın yüzünü keserdi çelik çelik. Ona rüzgâr türkünü getirmişti. O da duymuştu...  |
 |
> (Ayşe Koçer) |
|
Bilip bilmediklerimi, yapıp yapmadıklarımı bir kefeye koyuyorum… ama yine yanlış yapıyorum… Ölçmeye değer biçemiyorum… Bildirenden yüz çevirmiş, cahillerden olmuşum. Yâda bilmişim unutmayı seçmişim. Unutmasamda yapmamayı sevmişim. Nefsin hoşnutu için cehennemi cennete tercih etmişim. Şimdi duyurmak isterdim vicdanımın sesini bilerek yanlış yapanlara, günaha çekinmeden el atanlara, yalan söylemekten çekinmeyenlere, yaptıkları doğruymuşçasına reklam yapanlara…  |
 |
> (Bedri Katipoğlu) |
|
A.B.D bu vahşi saldırıları yaparken onun Orta doğudaki ileri karakolu sayılan terör devleti İsrail hiç boş durur mu?.Kuruluş felsefesi kanla şekillenen İsrail, daha 2006 yılında Lübnan’a 2008 yılının son aylarında da Gazze’ye saldırarak kanla beslendiğini tescillemiştir. Aynı İsrail, sivil Mavi Marmara gemisine hem de türk bayrağı taşıdığı halde saldırmıştır. Son haftalarda Türkiye’de artan terör olayları da hiç kimsenin şüphesi olmasın ki A.B.D,İsrail ve onun Türkiye’deki yerli taşeronlarının senaryolarıdır.”Kurt bulanık havayı sever” deyiminde olduğu gibi Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için her pisliği deneyenler yine onlardır.O karanlık zihniyetlerde her türlü çirkinlik ve pislik var sadece insanlık yok.Her bulanık suyun altında A.B.D ve İsrail parmağı vardır.Komşumuz İran için de çirkin tezgahlar hazırlayanlar gene aynı zihniyetlerdir.  |
 |
> (H. İsmail Gazi) |
|
İslam Toplumunda fitnenin çıkışı Müslümanların birbirine düş(üşürül)meleriyle başlar. Birbirine düşürülme işi ise, bir fâsıkın yanlış haberlerle mü’minleri kendileri hakkında sûizan ettirerek birbirine düşürmesi ve tecessüsler yaptırması, gıybet ve iftiralara girdirmesi, küçük gördürüp alaya aldırması, kötü lakaplar taktırması, sonra da birbirlerine amansız birer hasımlara dönüştürmesiyle devam eder. Bundan sonrası dört aşamalı nifakın zirvesi “feizâ hâseme fecera” çizgisi: birbirine karşı muhasemede haktan, insaf ve adaletten ayrılma ve fücûra, günahlara, zulme girme! 11. ve 12. âyet-i kerimedeki sıralamadan ortaya çıkan mana şu: Kendini üstün görme kişiyi fısk u fücûra, o da tövbe etmediği takdirde zincirleme zulümlere sokuyor ki bunlar birbirini tetikleyen, doğuran günahlar oluyor; sû-i zan, tecessüs ve gıybet!  |
 |
> (Bilal Atış) |
|
Birçoğumuz sabah yeşillikler arasındaki evimizden çıkıyor ve iş hayatının o bunaltıcı ve şehrin stres dolu zamanlarından sonra akşam evimize dönüyoruz. Aklımızda günden kalan bir sürü soru ve problemlerle. Bunları düşünerek otoparkta ya da otobüste komşularımızın yanından geçip gidiyoruz. Birkaç kat üzerimizde oturan kimdir tanımıyoruz. Belki de Yıllardan beri görüşmediğimiz, çok yakın bir dostumuz, okul arkadaşımız, asker arkadaşımız belki diğer blokta eski işyerinden mesai arkadaşımız hemen yanı başımızda ama farkına varamıyoruz. Bir tesadüf vuku bulmasa birbirimizin farkına bile varamamaktayız.  |
 |
> (Cahid Sinan Belhi) |
|
Bütün bir toplumu topyekün uyarayım derken, gayretlendireyim derken acele etmediniz! Hoşgördünüz, alttan aldınız, katlandınız, gönül aldınız ve bağışlayıcı oldunuz... Buna rağmen anlamıyorlar değil mi? Kimseyi kötü bilmediniz, hiçkimseyi de suçlamadınız biliyorum... Gücenmediniz de... Haksız bir yorum da yapmadınız ben şahidim!... Hiçkimse sizi anlaşmazlıkların, çatışmaların, atışmaların ve dahi geçimsizliklerin içinde de görmedi; buna bütün dünya şahit! Hain plan yapanlar; vatanı içten ve dıştan bölmeye çalışırlarken, milleti ayrımcılığa sürüklemeye çalışırlarken siz hep bütünleyici konuşmalar yaptınız, herkesi kucaklayıcı birlik davranışları sergilediniz...  |
 |
> (Cemile Gözde) |
|
Geçen zamanın bıraktığı / Acı hatıralar, / Unutuşla birlikte / Meçhule karışır, / Silinirdi. / Bu iki dost, / Anlaşılamamışlığın / Mustaripliğinden dem vururlardı / Bir birlerine.  |
 |
> (Cevat Benar) |
|
Doğudaki ülkelere göre en ileri demokratik- laik kültüre sahip ancak batıya göre en geride bulunan haliyle dünya sahnesindeki rolünü oynamaya çalışıyor. Bazıları İslam medeniyetinin bu topraklarda yenildiğini ve yine bu topraklarda dirileceğinin hayalini görmeye devam ediyor. Bazıları ertelenmiş bir zaferin yakın olduğunu düşülüyor. Yeni Osmanlı’nın hayalleri ile yaşıyor. Muhafazakarlar geleceğe dönük hedefler koymak yerine tarihsel entegrizm bakış açısıyla düşler kurmaya devam ediyor. “Yıkılmış eski medeniyetin ihya edilmesinin önündeki yegane engel olarak Cumhuriyet öngörülüyor ve “cihat” ile devrilemeyen bu rejimi “demokrasi” ile etkisizleştirme yoluna gidiliyor. Oysa eski medeniyetimizi Cumhuriyet yıkmamıştı ki. Cumhuriyete gelindiğinde Osmanlı’nın cesedinden başka bir şey kalmamıştı.  |
 |
> (Cihat Albayrak) |
|
Edebiyat ürünlerinde yalnızlık temasının apayrı bir yeri vardır. Çünkü yazar ve şairleri besleyen ana damarlardan biridir bu duygu. Yazma ihtiyacını doğuran bir neden belki de ya da yazmayı mümkün kılan bir gereklilik. Edebiyat tarihinde, sırf daha rahat yazabilmek için evliliklerini sonlandıran onlarca yazarı listelemek mümkündür örneğin. Ve adlarıyla / kimlikleriyle özdeşleşen, onlar hakkında aklımıza ilk gelen sözleri de yalnızlıkla ilgilidir çoğunlukla.  |
 |
> (Cihat Furkan Güler) |
|
Ben şimdi tek başınayım. Gökyüzü ve yeryüzü arasında dolaşacağım özgürce. Her şeyi bir kenara bırakıp… Çünkü benim yaratılışta ki fıtratım bu. Çünkü ben bunun üzerine yaratıldım. Hayatıma devam edeceğim geçmişe takılmadan. Hayatıma devam edeceğim geleceğimi düşünmeden.  |
 |
> (Danyal Nacarlı) |
|
damla damla gözyaşı güvenmek
bazen de kırık kırık umut / ama öyle ağaç gibi değil/daha çok taşın çizdiği dairelerle / yazıda yağmur yutan gelincikler gibi/ belki de burnuna düşen bir kar tanesi gibi  |
 |
> (Derman Dertli) |
|
Nice içsem kar etmiyor, içime çeksem seni felekler efgan ediyor / Beste-dem vurdum arif-i esrarında, gönlüm arz-i cemalin istiyor / Bu gece nurunla gel n'olur ey gül! Gülzarında aşk-ı amber kokuyor / Aşikâre isterim seni Rabbimden, intizar sana yine sürgün yanlarım.  |
 |
> (Efe Kırmızı) |
|
Yıllar oldu sesini duymayalı / Gözlerine dokunmayalı yıllar / Unutmak bir kere bile geçmedi içimden / Susuzluğu unutmak gibiydi seni unutmak  |
 |
> (Emine Batar) |
|
Yoksul bir çocuk gördü. Yere çizdiği çizgiler üzerinde kurallı bir oyun oynuyordu. Bir gün, içindeki boşlukta; bir hakikatin peşine düşeceğinden habersizdi. Çizgiye basınca oyun bitti. Sonra başka bir oyuna daldı. Saklandı; sobelendi. Koştu; yakalandı… Hiçbiri yenilgi değildi. Akşam olunca yorgun argın uyudu. Rüyalarında bir uçurumdan aşağı düştüğünü görmüyordu... Her şeyin bir tek rengi vardı.  |
 |
> (Emrullah Can) |
|
Çoğu zaman kaçınıyoruz konuşmaktan. Yutuyoruz, unutuyoruz kardeşlik nimeti adına… Yapılanlar, söylenenler ve yaklaşımlar her ne kadar yaralıyorsa da Allah (c.c) rızası için gecesini gündüzüne katıp canla başla çalışan yürekleri yine de susmak, itidalli davranmak düşüyor payımıza... İhtilaf ve çekişmelerle ümmet kan kaybetmesin, İslam düşmanları bu zayıflığımızı görüp mutlu olmasın, bu ayrılıkları kullanmasın diye vahdet adına…  |
 |
> (Enes Beşer) |
|
-Endülüs’ten Semerkand’a, Saraybosna’dan Şam’a, İstanbul’dan Bağdat’a tüm İslam coğrafyasında doğaya tahakküm etmeyi değil, onu daha da güzelleştirmeyi amaç edinen estetik bir dünya görüşü şekillendiğini görüyoruz. İslam’ı diğerlerinden ayıran husus, tabiata olan bakışıdır. Bu özün en iyi İslam şehirlerinde görülebiliyor olması, kent-medeniyet ilişkisi bakımından önemlidir. Bağdat’ı Paris’ten, Buhara’yı Londra’dan ayıran, kuşkusuz, beslendikleri medeniyet telakkileridir. Yine iki Roma İmparatorluk başkenti olan İstanbul ve Roma’yı birbirinden ayıran da Doğu ve Batı kültürlerini temsil etmeleridir.  |
 |
> (Fatih Dağlar) |
|
Endişem şudur: Bu yaşananlarla birlikte verilen tepkiler, daha öncekiler gibi bir anlık duygu yoğunluğunun vermiş olduğu patlama olup birkaç vakit sonra unutulacak, sönüp kapanacak mı? Katil İsrail yine bu işten, Müslümanları katletmekten kârlı mı çıkacak? Müslüman ölecek, Filistin yine garip kalacak, Katil İsrail’in yüzümü gülecek? Yine bir narkozla, yeni bir gündemle uyuyup, birçoğumuzun hiç çıkmadığı rahat yataklarımıza, refah dolu (!) hayatlarımıza devam mı edeceğiz? Ve yine bu dava birkaç grup Müslüman’ın sırtında mı yola devam edecek? Ne mutlu bu davanın müritlerine…  |
 |
> (Feride Özge Çaylak) |
|
Ben giderken anlıyorum İstanbul seni / Eminönü’nde yediğim balık ekmeği / Boğaz’ın o eşsiz güzelliğini / Martılara attığım simitleri / Daha yeni yeni anlıyorum değerini  |
 |
> (Fuat Türker) |
|
Akıl sahibi bir mümin her durumda adildir, Allah'ın hoşnutluğuna en uygun kararları alır. Ancak şeytani merhamet ve acıma duygularına kapılan kişi, kolaylıkla adaletsizlik yapabilir. Tanık olduğu bir olay karşısında, adaletli bir değerlendirme yapmadan cahilce bir acıma duygusuyla hareket edebilir. Böylece Kur’an hükümlerine ters bir yapı ortaya çıkar.  |
 |
> (Hilal Küçük Özdamar) |
|
Annesi olmakla, anne olmak farklı şeylerdir dedik. Penceremin kenarında minicik saksısında duran sümbüle bakıyorum… Baharın muştusu… Küçük sümbüllerimiz birer birer baş göstermeye rayihalar salmaya başladılar. Artık bayrak bizde… Dünya devran yeri, gelip geçmenin yeri… Anne olmanın sırası bizlere geldi. Duygusallıktan beslenip hayal gücümüzle dualarımızla, sevgimizle, bilincimizle, inancımızla çiçek nazeninliğindeki evlatlarımızı yetiştirmede sıra… Vira bismillah!  |
 |
> (İbrahim Akın) |
|
Çevrenize şöyle bir bakın. Pek çok insanın, Kuran’a uygun yaşamamalarına rağmen, Allah’a inandıklarını görürsünüz. Birçoğu, kandil gecelerinde veya sadece Ramazan ayında namaz kılar. Allah’a nasıl bir kul olmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktur. Çünkü kendilerini yaratan o büyük gücü düşünmek için zaman ayırmazlar. Oysa kendilerine sorduğunuzda Allah’a çok inandıklarını ve O’ndan korkmak yerine, O’nu sevdiklerini söylerler. Allah’ın varlığı ve gücünü takdir edememeleri, işte bu cümleyle açığa çıkar. Ancak Allah, pek çok ayette, Kendisinden korkmamızı emreder.
 |
 |
> (Kadim Dolunay) |
|
İstanbul... Sözlerim kâfi değil has sesine, ferasetine.. / Alıştı şu yüreğim hasretine, esaretine... / Ah nefesin.. Üfle yüzüme, gözlerime dolsun rengin.. / Yok dengin.. Gölgen, Güneşten de engin.. / Rüzgara meydan okuyan yaprağa benzer ahengin... / Hadi, bir sen dol içime, bir de hüzün.. / Ah'ı öğretir özüme yüzün... / Ah İstanbul… Kalbimi besteleyip söyledim sana. / Bu kadar yeter, sus- mu dersin..?
 |
 |
> (Kübra Doğan) |
|
Acelecidir âdemoğlu. Tahammülsüzdür çoğu zaman. Nefes alıp-verişinin o muntazam akışı içerisinde durup-düşünecek olmak ya da en azından bu fikri taşımak, onu hayattan eksik bırakacak bir engele dönüşüverir gözlerinde. Durup-düşünmek… Aldanır insan… Bir ‘keşke’ nin kendisinden çaldığından fazlasını akletmenin asla çalamayacağını ancak tecrübe ile anlayacaktır.  |
 |
> (Lâle Yârâ) |
|
Salıverdin kapatmayacak yarasını iki ucu keskin kılıncını da.. / Bana gölge oldu.. kanımla sığındım sana / Batmıyorsa kayığım.. yıkılmıyorsa direğim ve serenim.. kaptan-ı deryam / Gönlümün kasırgavari mevcinde tufan mısın, Nuh musun / Sergerdan?  |
 |
> (Lâl-i Rehgüzâr) |
|
Her saniye seninle yeniden doğuyorum../ Varlığın tutuyor düşmeye yeltendiğim hayatın kıyılarından.. / Bir tebessümünden sonra hiç bir acı aralamıyor gönül kapımı../
Ö( z)lüyorum yâr. / Bir saniyesi sensiz geçmemeli bu nefesin, her nefesim tenine çarpmalı, / Geri dönmeli nefeslerim siretinden buyana, / Yeniden yaşamam için sana ihtiyacım var sevgili( m). / Ve ben varım seninle her şeye bu ömür çürüyünceye, / Nefesim senin yanında tükenene dek...  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Necip milletin gitse de en sevdikleri, / Rabbimizin vaadi var, yakındır kurduğu hayali. / Hep farklı çıkmamıştır zaten hesaplar üstü hesabı, / Habis ruhlar nereden bilecekler adanmışlığı. / Şehid olmak onların doğdukları günden beri hülyası. / Necip milletin gitse de en sevdikleri, / Rabbimizin vaadi var, yakındır kurduğu hayali...  |
 |
> (Mehmet Kızılay) |
|
Bilirim ki, sana geldiğimde acılar kaynatan yüreğim; soğuk ama mağrur, soluk ama yağız bir delikanlı gibi mert duran yüzüne dokunarak “SEVGİ” diye yağacaktır. Ve sen en çok mutlu olursun. Çünkü sen sevgiye değer verirsin.  |
 |
> (Mehmet Şar) |
|
Şiirleriini Azerice, Arapça ve Farsça yazmıştır. Eserlerinde kullanıldığı dil kendi döneminde sade, anlaşılır bir Türkçe'dir. Şiirlerinde genel anlamda tasavvufi aşktan bahsetmektedir. Şair, İran şairi; HâFız ve Türk şairleri; Nesimî, Nevai'nin çizgisini en iyi şekilde kemale erdirmiştir.  |
 |
> (Mustafa Nazif) |
|
değil bir gün öncesini ve sözlerin günün kalbine düşen ertesi hiç değil. bugün ve gelecekte bir gün, günü kurtarma telaşesinde yorgun bir güvercin kanadıyla adılır unutulmaya müsteâr adım. ki en çok özgürlük sevdalısı, çığlıklarını teslim eden bir martı kadar özgürdür. ne çok şeye benzetebilirim oysa / ve ama neye benzetsem kendisinden uzak; ancak kendisine eşittir sessiz ve her şeysiz, sessiz bir çeşme başını düşleyen düşlerim.  |
 |
> (Öznur Altıntaş) |
|
Gençlik 7 harfli 2 hece… Şimdi okuyorsun ya beni… Ya içindesin bu düzeneğin ya dışında… Peki, sorarım sana… Bir zamanlar okuduğun andımızda yinelediğin “Ne mutlu Türk’üm diyene” gibi diyebiliyor musun? “ne mutlu gencim diyene!”  |
 |
> (Seda Atmaca) |
|
Düşün sevgili… / Sevdiğin kadar çok düşün… / Belki korkarsın / Burkulur yüreğin / O nerde şimdi, nasıl dersin / Düşün sevgili…  |
 |
> (Ömer Şahinli) |
|
verdim gönlümü yar sana / şu kalbimi uyarsana / kaçar sanma uyar sana / bilir misin, bilir misin? / gönlüm aşka çırak desen / bırak beni bırak desen / gündüzümde gecemde sen / bilir misin, bilir misin?  |
 |
> (Selma Sezen) |
|
Siyahî köleler girdi rüyalarıma. / Önce zulmettiler. Kovdular… / Sonra ordulara kumandan… / Sultanların gül kokulusuna dost eylediler! / Anlamadım.  |
 |
> (Tûbâ Hacılarlı ) |
|
Gün yine geceye bıraktı kendini… Kopkoyu bir sessizlik süzülmekte semada… Koyulardan da koyu bir hüzün kaplamakta yüreğimi… Gönlüm arafta çırpınmakta, bir yanım öteleri arzularken öbür yanım fani olana bağlanmakta. İşte ne zaman ki bu yanım ağır basmakta irtifa kaybetmekteyim. Koyu karanlıklar içinde gecelemekteyim.  |
 |
> (Zeynep Çoşkun) |
|
Erken bitmiş çocukluk / Son kez üşütüyor tenleri / Balkan rüzgârları / Son dört günün intiharını soluyor  |
 |
> (Zeynep Şimşek) |
|
Hayatın her safhasında uygulanabilirlik taşıyor baktığım zaman..Hayatımın her anına yaymak konusunda ne derece başarılıyım bilmiyorum ama çabalamak konusunda canhıraş emek verdiğim söylenebilir!İnsan olma gayretinden tutun da insan kalma mevzuuna,oradan alın siz onu ’yaratılanı hoş gör’me düsturuyla uygun bir izdivaç yaptırana dek irdeledim bu cümleyi...  |
 |
> (Zümre Altan) |
|
Evlenecek ve dünyalar tatlısı dört çocuğa, umuda, geleceğe sahip olacaktı. Eşini çok sevecekti. Söz konusu hayat arkadaşıysa kendisini bile gözden çıkaracaktı. Çok iyi bir doktor olacaktı aynı zamanda. Çok hayat kurtaracak, çok ailenin yeniden yeşermesine katkıda bulunacaktı. Her şeyden lezzet almasını bilecekti. Hayata köle olmayacak aksine hayatı köle kılacaktı. Edebiyata olan sevdasını hiçbir zaman kaybetmeyecek, kitaplar yazarak edebiyat dünyasına renk katacaktı. O böylece sadece ameliyat yapan bir doktor değil, yazdıklarıyla kalp ağrısı olanlara da yoldaş olacaktı.  |
 |