| |
> (Musa Hûb) |
|
Meçhul hizmet kahramanları vardır hani, geleceğin tohumlarına gözyaşı ve alınteri içirmiş. Bir yerlerde adı geçmeyen, sanı duyulmayan. İşte onlar misali çiçekleri koklamayı ve meyvelerinden yemeyi gaye haline getirmeksizin, o nasibi kaderin takdirine tevkil ederek, sırf rıza-i ilahî için sa'y ü gayret gösterebilmek lazım. Son anda mini bir kafa hareketiyle gol atılıyor, gol atanın hanesine yazılıyor, görünüşte. Unutmamak lazım ki o top karşı kalenin önlerine kadar kendi kendine gitmedi, onu o noktaya kadar götüren her bir oyuncunun bunda alınteri var, hakkı var. Âdil-i Hakîm (cc) ise kullar gibi zâhire göre hükmetmez, bâtına/hakikate göre hükmeder ve bu sebeple de hiç kimseyi ıskalamaz, hiçbir şeyi unutmaz ve herkese gayretinin ve niyetinin karşılığını eksiksiz olarak tastamam verir.  |
 |
> (Abdullah Kibritçi) |
|
ben hayatı ninemin ellerinde gördüm
bayat ekmek gibi ufalanan
tadı yoktu hiç bir şeyin
bir teheccüd vakti kadar
alnı öpülesiydi secdenin
bir öğle vakti uykuya dalmak
anladın değil mi sevdiğim.  |
 |
> (Afyoni) |
|
Ben bu sözleri kalbimden geçirmek isterken küfür beni aldı çekti aklımdan. Ya aklim benden çekildi ya da ben aklımdan çekildim. Bahtına düştüm ey Ali müddet devletim! Beni de al dualarına! Ellerimi O pak ellerine değdirmeye yeltenemem. Ne O bayramın çocuklarıyım. Nede Kırkına ermiş bir askerinim. Dert söyletir beni milyonların ağızlarıyla... Affet canim... Can Hidayetim, bende Gönül ellerinden öpmek isterdim...  |
 |
> (Bayram Kusursuz) |
|
Hayır hayır, biz ışığımızı onlardan alacak, onlar gibi olmaya, hattâ -nasipliler adına söyleyeyim- onları aşmaya; tabii ki edeple, saygıyla çalışacağız. Rabbim tâ saâdet asrından bu tarafa, Efendimiz'den ve Sahabe Efendilerimizden ışığını alan bu bahtiyarlar kâfilesini -Hz. Bediüzzaman'ın târifleriyle- her asırda bir çiçek, bir gül gibi açtırmış, tohum tohum serpiştirmiş. İşte son asrın başına konan tâlih kuşları da onların çok alımlı ve çalımlı bir uzantısı değil mi!  |
 |
> (Birol Topuz) |
|
Özetle iffet, her türlü nahoş kelam ve fiilden uzak kalma, hayâ ve edep sınırları içinde bir hayat ortaya koyma, ahlaki değerlere kavice bağlı olma ve kulun bedenî ve maddi çağrılara kulak tıkayıp, onlara karşı itidal içinde bulunmasının adı. Kendi müktesebatımızda iffetin karşılığı ise; dil, göz, kulak, el, ayak gibi uzuvlarımızın masiyetten korunması, her koşul altında müstağni davranarak başkalarına el açmama; helal dairesindeki zevklerle iktifa edip, harama yaklaşmama, belki çalışma ortamındaki kaidelere riayet etme ve dahasının ortak adı.  |
 |
> (Cevat Benar) |
|
1990’lı yılların ortalarına doğru artık eski canlılığı kalmayan ama az da olsa bildiriler dağıtılıyor, o yılların sıcak gündemleri olan konulara ilgi gösteriliyordu. Bu konuların başında Türkiye’deki güncel siyasi sorunlar, Bosna savaşı, Filistin ve Başörtüsü Sorunu gelmekteydi. Fakültede başörtüsü sorunu gitgide ısınmaktaydı. İdeolojik kamplaşmalarda eski canlılığını korumuyorlardı. Liberal rüzgârların ve değişen dengelerin getirdiği ılımlı hava ideoloji merkezli yaklaşımları çözmekteydi. Bizim fakültede bu anlamda son kuşaktık. Bizim dönemde bu anlamda iyi bir öğrenci gurubu vardı. Bu gruptan sonra bu kadar fazla sayıda öğrenci gelmedi. Alternatif mezuniyet gecesi düzenlemiştik. O yılların dillerden düşmeyen Grup Genç’in “Kızıl Lale” ezgisinden esinlenerek mezuniyet albümü hazırlamıştık. Okul idaresini bayağı kızdıran ve tedirgin eden albüm ideolojiler çağının sonunu da ifade etmekteydi.  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Geride hayaller kaldı aşktan,
Dağlar mekânım oldu anne,
Bir resim kaldı geriye yardan,
Soğuğu iliklerime işliyor anne...
Ocaklar bir bir yıkılırken dava adına,
Seni sıcak kucağını özledim anne,
Kendimi yitirdim kana bulanmış yaşamda,
Ne tatlıydi beni uyuturken söylediğin ninniler anne...  |
 |
> (Meftun–ı Gül) |
|
Güzel çirkin diye kişileri tanımlarken bile bunu yapıyoruz. Neye göre güzel, neye göre çirkin! Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Bizim beğenmediğimiz kıyafetlerin içinde , çirkin görüntünün altında ne cevherler yatıyordur kim bilir!.. Belki de cevher olduklarından, hak etmeyenler onları tanımasın diye bir takım perdelerle kamufle ediliyorlardır!  |
 |
> (M.Sait Konar) |
|
kalp vardır hüzünlüyken bile mutludur… kalp vardır hastayken bile mutludur… kalp vardır ıstırap içinde kıvranırken bile mutludur… daima mutludur… her an mutludur… mutluluğuna ara verdirecek tek şey başka bir kalbin rahatsız olmasına, üzülmesine, kırılmasına sebep olmaktır… bu olmadığı sürece her an mutludur… bir kalp kırarsa da o kalbi en kısa sürede tamir etmek ister… yapabilirse yine en büyük mutluluktur bu ona…  |
 |
> (Mahmud Celal Özmen) |
|
Mahmut Celal ÖZMEN: Efendim, bir şikayet üzereyiz, dertliyiz ve derdimizi, sıkıntımızı bu gün bizimle yaşayan hiç kimseye anlatamıyoruz… ya bizim dilimiz derdimizi anlatmaya yetmiyor, yada yöneldiklerimizin kulakları bu dertlere yabancılaşmış, bizi duyamıyorlar… inanmış bir Müslüman olarak yaşamak için bir çok şeyi göze almak gerekir oldu inanın… bu o kadar acı bir hal ki, bizlere “mürteci”, “yobaz” diyen sözde aydınlar bile var. Müslümanlar zulme karşı çıktıkları için “fitne ve bölücülük” ile suçlanıyor. Moralimiz çok bozuk efendim… Bize ne öğüt verirsiniz ?...  |
 |
> (Mevlüt Katırcı) |
|
Çocuklara anlatılan masallar, gerçek dünyaya ait temel mesajları verir. Dünya kötülüklerle doludur. Ancak her masal çok daha net bir mesajı verir: Kötülük eninde sonunda yenilir. Uykudan önce bir çocuğun bunu bilmesi ne muhteşem bir duygu yaratır düşünelim. Evet, bir gün tüm kötülükler bitecek. Çünkü bu mümkün. Masallar bu mümkünlüğe dair inancın kanıtıdırlar.  |
 |
> (Rasit İsmail) |
|
İnsan okyanus ortasında bir gemi. Gemi Allah’ın iradesi ile ilerliyor. Okyanusta olan gemiler de öyle. İnsan olsun, gemi olsun hep Cenabı Hakkın emrinde ama insandaki gemi ve okyanus gizli. İnsan kendine bakınca bir gemi göremiyorsa ve etrafına bakınca bir derya görmüyorsa bu onun dağlar ardında çorak yerlerde dolaşmasından. Deniz de görünmez gemi de görünmez. Taştan ve tozdan başka şey aramasın.  |
 |
> (Sare Nokta) |
|
tarihler bir şehrin ölümünü yazarken yakılacak kütüphane arşivlerine,
yüreğimin katilini kim yazar kaybolmayan satırlara.
bulanmış zihnim aklanır elbet bir gün,
zamanın kıskacından kurtarırım kaybolup gidenleri,
hatırlarım belki o zaman ruhumun hangi seferde şehit edildiğini,
hatırlarım hangi kervandan, niçin geri kaldığımı.  |
 |
> (Seher) |
|
Zor bir yolculuk, verilen imtihanlar, dökülen gözyaşları ve artık vuslatın değerini anlama vakti. İşte Şehr-i Rasulallah ve işte MEDİNE... Işıl ışıl, buram buram maneviyat dolusu ve karşımda Ravza-i Mutahhara. İlk heyecan, ilk şaşkınlık, ilk susuş, ilk kanış. Her şey ilkti ve tekti. Artık özlem içre ilerlemiyordu zaman, aşkla ilerliyordu. Güneş bile aşkla doğuyordu Rasulallah şehrine. Ne kadar sıcak da olsa hava, o aradaki meltem hissettiriyordu kendini ; -Ben burdayım diye...  |
 |
> (Sezer Çalışkanoğ) |
|
Bağ bozumu ateş sarmadan şehri
Bu şehirde kimse, kimse değildir
Toprağa girmedikçe nefes
Bu şehirde nefes, nefes değildir!  |
 |
> (Sümeyra Demir) |
|
Anlat su,
Her ölünün yıkanıp seninle,
Gittiğini cennete…
Eskimeyi öldüren hayat pınarını anlat.
Haydi!
Daim söylediğin şarkıları tercüme et!
Söyleyip durduğun şarkılar için
Uykundan fedakarlık ettiğinden bahset
Çağlamayı istediğin şarkıları bitirmeden
Buharlaşmaktan korktuğunu anlat  |
 |
> (Şahan Coker) |
|
Evinizin direğiydim
Kapınızın sevinci
Bir asrı saadet adaleti
Buralara geldim ve sizi unuttum
Şimdi;
Hırpalamayın dudaklarınızı
Ayaklarınız büyümesin meydanlara
Aradığınız suçlu benim  |
 |