| |
> (Afyoni) |
|
Afyonî cilâsız geldi. Lakırtısına her ne kadar boya çalınmış olsada. Zannetti ki elest toplantısında sunulan şarâbdan ona da bir kadeh ikrâm edildi. Bâri O Kerim Hz.Allah’ın (c.c) Rahman ve Rahîmiyetinden dolayı onu (da) bağışla Efendim... Medetresânım... Cânım... Sen Affedersen Allah-u Azîmuşşân’da affeder inancını yaşar(ım)…. Ne takvimler ne saatler nede habâib beni seninle olması gereken hasretimden - aşkımdan - vuslatımdan alıkoymasın... Ne postacılara emânet edilsin sözlerim, nede kitaplara... Sana emânettir dile gelmez iniltilerim. Muhammed el- Emîn Efendim…  |
 |
> (Bedri Katipoğlu) |
|
Çağdaş provokatörlerin en çok kümelendiği alan da ne yazık ki bilim yuvası olması gereken üniversitelerdir. Kurulduğu günden beri milletin din ve ahlakı ile kavgalı olan Y.Ö.K ise özellikle 28 Şubat sürecinden sonra zulümlerini aleni olarak yapmaya başlamıştır. Başta Kemal Gürüz olmak üzere Erdoğan Teziç döneminde Y.Ö.K zulümde zirve yapmıştır. Demokratik toplumlar ekonomide ve bilimde zirve yaparken bizim ilgili dönemdeki Y.Ö.K’çüler ise öğrenci kıyımında zirve yapmışlardır. Daha ziyade başörtüsü ve katsayı zulmü ile tarihe geçen Y.Ö.K bu zulümler yetmiyormuş gibi zaman zaman kendilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de üzerinde görerek fitne ateşini de kamçılamışlardır. Geçmiş yıllarda İnönü Üniversitesi Rektörünün başı çekerek yaptığı provokasyonlar affedilecek ve unutulacak gibi değildir.  |
 |
> (Birol Topuz) |
|
Basiret, feraset, fetanet, dirayettir vasıfları. Öngörü, keskin sezgidir dayanakları. Ufkun ötesine mıhlanmıştır bakışları. Solukladığı anı yaşamaz, atiye sevdalıdır her bir dakikası. Menzili belli, rotası net, tavrı kesin, yolu da çetin mi çetin. Önde olması hasebiyle önder, arkasındakileri peşinden sürüklemesi hasebiyle de rehberdir. Dünyaya dar açıdan bakmayacak kadar ciddi, ahireti dahi kucaklayacak nispette de gayretlidir. Cepkeninde, cehd, gayret, himmet, çile, ızdırap ve dert azık. Bataklık, aşkın dağlar ve derin uçurumlar da menzildir.  |
 |
> (Cahid Sinan Belhi) |
|
Şimdi, gerçek “Altın Neslin” temsilciliğini, emanet edilen topraklarda, onlar yapıyorlar bin-bir fedakârlıklarla... “Fedakârlık” dediğin; “Nedir dostum?” diye sorsan belletmene, hiçbirşey anlatamaz. Onun kendisi fedakarlıktır zaten!... “Ne gibi bir yol izledin de orada gönüllere girmeyi başardın?” desen, yine bir cevap veremez sana.. sistemden dem vuramaz.. zira sistemin, rehnümanın ta kendisidir belletmen... Yapılanı yapmış, ne yapılması gerekeni anlamış, gönüllerin içine, damarlara işlemiştir belletmen... Bundan başka bir yolla da gönüller açılmaz; bu Nebi’ler(A.S) yoludur...  |
 |
> (Cemile Gözde) |
|
Biliyor musunuz? Biz,/Aynı sokakta yaşıyoruz./Neden dönüp bakmıyorsunuz?/Asık yüzünüz, neden?/Neden aydınlıkta gölgenizi/Lüzumsuz görüşünüz.../Sizin hiç,/Gülmez mi yüzünüz?/Gökyüzünün mavisi, suların yeşili,/Yaşamın neşeli yanları vardır./Hatırlayın!/Gökyüzünde şeytan uçurtmaları,/Göllerde kurbağa yavruları,/Kırlarda mis kokulu papatyalar vardır./Ve biz aynı gökyüzüne bakar,/Ayaklarımızı aynı suya sokardık./Hatırlamadınız mı?  |
 |
> (Cevat Benar) |
|
Hayatı anlamak çocukluğumuzu anlamaktan geçer. Ruhumuzun, aklımızın temelleri buradadır. Çocukluğumuz ile ne kadar tanış olabilirsek kendi varlık alanımızı ve gücümüzü göreceğiz. Şimdi artık geride birer hatıra olarak kalan çocukluk her an yanı başımda hayatta bana sorunların çözümü, çıkmazların aşımı, geleceğin inşası için bitmez tükenmez kaynak olarak rehberlik ediyor.  |
 |
> (Cihat Albayrak) |
|
Çocuğun bir aileye kattıkları/kazandırdıkları akıl almaz! O ağlarken bile, artık hüzünden eser kalmıyor hiçbirimizde. Ki o gülüyor, oynuyor ve bıkmadan, usanmadan tekrar gülüyor. Gülmek için ilahi bir ilhamı var şüphesiz ve tonlarca nedeni: agulayan dede ve nine, yüzünü bin bir şekle sokan dayı ve teyze, kendisi ile ilk kez tanışmasına vesile olan boy aynası… Her sabah ayna karşısında kendimizle, bizi adımızla var eden bedenimizle yeniden tanışıyormuşçasına yeni doğmuş gibi, taptaze, heyecan ve hayat dolu hissedebilmemiz için, ‘hatırlamayı’, dünü hatırlamayı öğrenmiş olmamız tek engel değil mi sizce?  |
 |
> (Cihat Furkan Güler) |
|
Yahya Efendi türbesinde, ellerimi semaya doğru kaldırıp gözümde yaşlarla öylece kalakaldığım andaki iç huzurumu arıyorum. Biliyorum bulamayacağım. Böyle aylak aylak dolaşarak bulamayacağım. Kafamdaki bu med-cezir ve ayaklarımda ki bu derman ile Ortaköy’e kadar gelmiştim. Şimdi yeni bir sahildeydim. Ne fayda ki aynı kalabalık, aynı coşku… Bende aynı içburukluk ve aynı hezeyan… her şeye rağmen yanı başımda yine bir ‘huzur evi’ mi? Aniden etrafımdaki seslere sağır oluyor kulaklarım. Çınlıyor. Beynimi yırtarcasına çınlıyor...  |
 |
> (Cüneyt Eren) |
|
Müslüman öncelikle üzerine farz olan ibadetleri bihakkın ifa etmelidir. Ardından Efendimizin rehberliğindeki ibadet hayatını kendine örnek almalıdır. Bu arada Müslümanın donanımını tamamlayan bir diğer önemli unsur da okumalarıdır. Bunların dışında beşeriyetin muktezası gereği yeme, içme, uyuma ve dinlenme gibi günlük yaşantısı da yukarıda da zikrettiğimiz üzere bunların arasına serpiştirilmelidir. Zira Müslüman, yeme içme gibi bu adetleri de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in rehberliğinde yapacak olursa her birisi ayrı ayrı birer ibadet halini alacaktır.  |
 |
> (Danyal Nacarlı) |
|
Anacığım giriyor düşlerime haftalardır,/zayıf omzunda kocaman bir sepet çamaşır./Çıkıyor berk adımlarla sorkana sorkana/tahta basamaklardan tavan arasına...  |
 |
> (Derman Durak) |
|
Akşamın karanlığa teslimiyetinin/Ay ışığı senfonisinde/
Batan güneşi ardıma alarak ilerledim/Kömür kokulu sokaklarda..  |
 |
> (Elif Alaca) |
|
Evrendeki herkes ve her şey varoluşunu Allah'a borçludur. Tüm varlıkları Allah yaratmıştır, sürekli yaratmaktadır ve dilediği anda da yok edebilir. Allah her şeyin tek ve gerçek sahibidir. Ve iman eden kulunun tek dostu da Rabbi’dir. Allah’ı dost, veli ve vekil edinen mümin hayatı süresince sıkıntı ve üzüntüden uzak yaşar. Çünkü en büyük dostunun yardımı ve desteği onunladır. Allah dostu olduğu kullarının üzerine "güven duygusu ve huzur” (Tevbe Suresi, 26) indirir. “Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı)…” (Kehf Suresi, 14) rapteder.  |
 |
> (Emine Batar) |
|
Sen keşfedilmemiş bir coğrafyada/Kat kat sırlar arasında gizli/‘Ses’sin ve ‘sus’sun/‘Var’lığını saklayan bir ‘yok’sun/Kendi kalabalığında tenha/Ya Yusuf, ya kuyusun/İçimde üşüten bir sancı,/Yüzüme yansıyan gölgesi; hüzün…  |
 |
> (Handan Everest) |
|
İnsan ebediyetler için yaratılmış. Bir gün gelip sonlanmak düşüncesi bile onu bitirmeye yeter aslında. Kâinattaki ölümlerin ve dirilişlerin tılsımını açamamış, dünya hayatının sona ermesini mutlak yokluk olarak yorumlayan kendini toprakta çürüyecek bir ceset olarak görmenin ötesine geçemeyenler için ölümün düşüncesi bile öldürmeye yeter korkunçluktadır. Ruhlarını paramparça eden bu düşünceden kaçma merkezli yaşarlar ama ne mümkün. Gün gün edilirken hep korktukları ölüm gelir kapıya. Sonrası ebedi hasret...  |
 |
> (Fatih Dağlar) |
|
İnsan, uzun yola çıkmış bir lokomotifin ana gövdesi. Hani tren hızla gitsin diye durmadan karnı tıka basa doyurulan büyük kazan var ya onun gibi bir şey işte. Hiç hayatın tadına baktınız mı? Tam göbeğine ekmek bandınız mı? Dünya kimine göre yavan bir yerdir. Kimine göre tuzu biraz fazla. Kimine ise bol acılı lahmacun gibidir. Kimine Antep tatlısı. Yahu bu dünya yemek değil nedir bunlar böyle; acı, tuzlu, yavan, tatlı. Ama insanlar için hayat işte bu, yani yemek. Doyumsuz, bir o kadar da karamsar ve kararsız.  |
 |
> (Feyza Yılmaz) |
|
Yıkılan surlar gibi çökecek ihtiraslar, sadece dile gelmeyi bekliyor olsa gerek. Yılanlar deliklerini bıraksın artık. Kalbe giden sevgi ‘’ iktidar’’ olsun suskunluğa, yüksek sesli, ama ifadesiz bombalara. Hangimiz söyleyebilir hala çocuk olmadığımızı? Büyüyor hepimizde o heyecan. Peki, hangi çocuk yaptırımla büyüdüğünde sağlam kalabiliyor? Hangisi bir gün fark etmiyor anneciğinin öğütlerini? Ya söyleyin, hangi çocuk hissetmez ‘’gerçek sevgi’’yi?  |
 |
> (Hakan İlhan Kurt) |
|
yusuf yüzlü olmak zor bu devirde gülizâr/mısır zindanlarında pay edilir gündüzüm/kader denen sahrada safran büyüsü kumlar/kan çanağı sebepte çırpar dudaklarımı/taşır derken gövdemi bıçkın nakışlı yüzüm/çingene mengelleri yırtar yanaklarımı  |
 |
> (Kadim Dolunay) |
|
Senin için sakladım en büyük duyguları. Senin için sakladım en güzel sözleri. Kapı eşiğinde dakikalarca hasretle sarılacağımız günlerin özlemini büyüttüm içimde. Hayallerde süsledim yaşayacağımız en güzel günleri. En güzel köşede yalnız sen varsın ve yalnız sen yoksun…Hala yoksun, hala fark edemedik birbirimizi “Aziz Yar”.  |
 |
> (İbrahim Akın) |
|
Evlilik, kalplerin arasını uzlaştırıp ısındıran yüce Rabbimizin kullarına büyük bir lütfudur. Her insanın evleneceği kişi kaderinde bellidir. Müminler için her şeyi hayırla yaratan Allah, kaderde belirlediği an geldiğinde tarafları karşılaştırır. İşte o an geldiğinde tüm inananlar, karşısında duran kişinin Allah’a olan yakınlığı, derin sevgi ve saygısını tek kıstas olarak almalıdır.
 |
 |
> (İnci Okumuş) |
|
Duvarlar bile boş yerler değildi bizim için.
O soğuk ve ruhsuz olduğu zannedilen tek düze örülü duvarların bile, öğreten, eğiten, düşündüren, tebessüm ettiren sıcaklıkları vardı.
Belki bu yüzden; hoşlanmadıkları ya da -amiyane tabirle-cininin almadıkları kişiye “ yüzü duvar gibi insan ” diyenlere hep kızmışımdır. Oysa duvarlar, aynalar asılı olmadan önce bile kendi gönül aynalarımızı taşıyan yürekli alanlar olmuşlardır.  |
 |
> (Kübra Doğan) |
|
Gözlerimi kapattığım yerdesin/Karanlığın rengi yok sen varken/Duruveren koca bir an.../Tarih, zaman, mekân.../Ömür niyetine akan/Hiç bir şeyin kıymeti yok şimdi!  |
 |
> (Lâle Yârâ) |
|
Perçemimden tutup da zalimane/alnıma kondurduğun alevden busen../vücud ülkeme saldığın neferlerin../ve alev olmuş ciğerimde nefeslerim./Sana hoşamedi için yolladığım ben'den../her vakt var idi.. olacak bu bedenden../küveyrat-ı beyza polattan zırhlarıyla../busen sevişen ve saran seni bekliyor ejderha!  |
 |
> (Leyla Karaca) |
|
Hiçbir kadının sokağa çıkmadığı bir İstanbul şimdikinden ne kadar farklıdır. Kutlu mekan aynı olsa da yaşam algısı ne kadar değişmiştir. Yine seyyahların hatıratlarına bakacak olursak, yörenin halkı için özel ve önemli bir gün olan elçilerin saraya kabul törenleri şehrin en renkli ayrıntılarından biriydi. Elçi alaylarının kabulu ve konuk edilişleri, saraya getirilen armağanlar seyahatnamelerde ayrıntılı şekilde verilmiştir.  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Ruhlarımız kaldı nurun ilk neşredilği evde,/28. Söz'ü dinlemek ayrıcalıktı Cennet Bahçesi'nde,/Manevi huzura erdik Çam Dağı'nın gölgesinde/Ruhlarımız kaldı nurun ilk neşredildiği evde...  |
 |
> (Mehmet Kızılay) |
|
Sözdür bu; bazen öğüt, bazen şifa kaynağı, bazen pusula, bazen ışık, bazen mucizedir. İman da küfür de söze muhtaçtır. Yiğit kişi odur ki, sözün doğrusunu seçe ve seçtiği sözün hakkını vere. Sözün mucizevî yönü iyiliği emretmek, kötülükten men etmek ilkesini benimseyen herkese ulaşabilecek türdendir. Kişi sözüyle bilinir, onunla değerlenir ya da değersizleşir. Onunla değerlenmenin yolu; yukarıda bahsi geçen hikmeti idrak etmek, hikmete dokunup sıcaklığını teninde hissetmek ve onu paylaşmakla mümkündür. O güzel sözleri dudaklarından ten kafesine, oradan da yüreğinin içine kadar indirebilen bir insanın, dile getirdiklerinin, yaptıklarının bir başka insanı (kalpleri mühürlenenler hariç ) etkilememe şansı çok zayıftır.  |
 |
> (Musa Karakaya) |
|
Merhamet sahibi, hoşgörü sahibi bir dinin üyeleri ve bunu yaşayarak insanlığa göstermiş bir Peygamberin ümmeti olarak bizler bu hassasiyeti göstermeli ve Allah’ın Kâbelerini yıkmak bir tarafa Kâbe sahiplerinin hepsini hoşnut edebilmeliyiz. Bu berzah âleminde beşerin emanetindeki kalpleri yıkmaktan kaçınarak bir yaşam sürmeyi kendisine düstur edinmiş bireyler, hiç şüphe yoktur ki varlığın sahibine göstermiş olduğu sadakatten ötürü fazlasıyla mükâfatını görecektir. Kalpleri Kâbe olarak görmek, emanetleri gerçek sahibi için sevmek ve o sadakatle sahip çıkmak…  |
 |
> (Mustafa Kurt) |
|
Bir zamanlar tüm şatafatlarına ve parıldamalarına rağmen, bugün esameleri dahi okunmayan; okunanlardan bir kaçının ise, pek de hayırla yad edilmeyen “hatıralarına” inat; bugün, bedenen yaşadığı zamandakinden de çok dosta, hayrana, duacıya ve manevî evlatlara sahip yüce gönüllere mi benzemeye çalışacağız? Selam olsun o gönüllere ve gönüllülere....  |
 |
> (Oğuzhan Gencer) |
|
Aklımda çoğu zaman sen varsın. Bunu ne sana, ne de kendime çok görüyorum. Doğru, seni pek tanıdığım söylenemez... Ama şunu söyleyeyim ki ben bunu pek umursamıyorum. İçimde ne bir acı, ne de senin bana aynı sevgiyi beslemiyor oluşunun hüznü var. Sadece sen varsın. Senin güzelliğinle besleniyorum. Çarşıda, sağda solda, değişik mekânlarda zaman harcarken sık sık zihnimde beliriyorsun. Mutlu oluyorum. Seni değişik ortamlara taşımanın sevinciyle doluyorum...  |
 |
> (Osman Girgin) |
|
Fiillerin içinde anlamını her gecenin gizemli zamanlarında düşünebilmek için sözlüğe yerleştirilmiş bir hal, her okunan yazı metinlerinin arasına sıkıştırılmış bir kâl, her yazarın dilinde sürekli zorluğundan bahsederken yazmaktaki sevincin kıvanç tomurcuğu, tomurcuğun hava kütlelerinin içinde çatlayarak nüfuz eden sirayeti, yazarına haz veren o duygu dünyasının adı, nasıl ki serâzat yaşantıyı terk etmek; yazmakta kendinden geçmek belki bir boyut değiştirmek… Sevgi dolu, aşk dolu bu dünyaya hicretin adı, yazmak; ideal ümit hülyasında özümüze en görkemli kadehlerden kurtuluş âb-ı hayatını sunmak, sonsuzluk hicranının her an gönül sazının bam telinde tınlayışını hissetmenin yek diğer adıdır. Gözlerden şiir gibi, nağme gibi, nesir gibi yaşlar dökmenin remzidir sayfalara…  |
 |
> (Ömer Ekinci Micingirt) |
|
Sevgili kardeşlerim, kâinatın mayası sevgidir, dostluktur… Mavi iklimler DOSTLUK şiir yarışması ve Mavi iklimler OYLAT etkinliğine şair ve jüri üyesi olarak davetliydim ve bu etkinlik bahsettiğim dostluk ve sevgi içerikli bir minvalde yapılmıştır. Lakin bizi yaratan Allah cc hudutsuz sevgisinden küçük bir parçayı yeryüzüne indirince, her varlığın gönlünde sevgi tomurcukları baş verdi.  |
 |
> (Reyhan Güner) |
|
İvedi adımlarla kampüsün boş durağına yürüyordu kız. Yağmur damlalarından değildi kaçışı; bilakis gönülden severdi el birliğiyle toprağı besleyen yağmur zerrelerini. Onunki, aceleci ruh halinin bir neticesiydi aslında, adımları aceleciliğinin ısrarına boyun eğmişti. “İnsanın özü de toprak. Öyleyse yağmur âdemoğlunun özünü de temizliyor, teferruat namına benliğimizde çöplüğe/keşmekeşe neden olan her ne varsa siliyor olmalı.” diye tefekkür etti kendince. Böylece yağmur, onu indiren her bir meleğin nuru ile besliyordu toprağı, özü toprak insanı…  |
 |
> (Sami Rencber) |
|
Bizim NO LOGO markalı t-shirtlerimiz üzerinde estetik bir şekilde yer alacak düşünce ne olmalıdır öyleyse? Cevap biraz da bu binadan esinlendiğimizde şu soruda yatıyor. Dünyaya yavaş yavaş hâkim olmakta olan muhalif anlayış nedir? Anlamından öte anlamlar içeren ve ille de fanatizm olarak nitelendirilmemesi gereken yeni bir düşünce birliği dünyayı etkisi altına alıyor. AMERİKA KARŞITLIĞI. Ki karşıtlık sadece doğuda değil dünyanın dört bir tarafında destekçi buluyor. Bu insanların aşırı uçlar olduğunu da kimse iddia edemez tam tersi daha çok hümanist düşünceler bu insanlarda etkili oluyor denebilir. Amerika karşıtlığı sadece Amerika’yı hedef almıyor aslında. Onun yanında yer alan ya da sessiz kalmayı tercih eden herkes aydınlar, kuruluşlar, devletler…  |
 |
> (Seda Atmaca) |
|
İstanbul gözlü sevgili/Hani gözlerinde kaybolacaktım/Sokak sokak dolaşacaktım da/Kaybolmakta bulacaktım kendimi...  |
 |
> (Seher Ortaöner) |
|
Yaralar nef' olmuş bana artık... Serencamlar bir katre efsaneler misali görünür olmuş; bana... Tahattur edememişim bir önceki günümü... Bir önceki Ben'i... Sehv-i kalemde dâhil olmuş munis hurafelerime... Şemli vakıflarımı tahlif etsem de; tahkikine ulaşamamışım, ulaştıramamışım... Her şey birbirinden çıkar olmuş... Sebepler sonuçlardan, sonuçlar sebeplerden... Anlayamamışım yine her şeyi; kendimi anlayamadığım gibi...  |
 |
> (Selami Ay) |
|
Biliyorduk ki, sevmekle başlıyordu her şey. O bizi seviyordu. Bunu annelerimizin bizi sevdiğini hisseder gibi hissediyorduk. Bizi seveni biz de sevmeliydik… Her şeyi sevgiyle var eden, varlığın temelini sevgiyle atan Rabbimiz adına… Bunu biliyorduk… İşte bu yüzden bizi sevene biz asla ihanet edemezdik… Etmemeliydik!  |
 |
> (Selim Doğan) |
|
Hiçbir şey değişmese de yüzünüzdeki çizgilere birkaç tane daha eklenmiştir, siz isteseniz de istemeseniz de... Vücudunuz daha da yaklaşmıştır toprağa, bilmem kaç milyar tane şehit vermiştir hücreleriniz, sizin bile farkında olmadan atlattığınız hastalıklarınızla giriştikleri savaşlarda... Ama hayat hep aynı gelmektedir. Yerdeki su birikintisinde hep aynı yüzü görürsünüz, çünkü o yüzü her gün görmektesinizdir ve son görüşünüzden sonra en fazla 24 saat geçmiştir ve 24 saat bir şeylerin değişmesi için sizce küçük bir zaman dilimidir ve son hatırladığınız yüzünüzle bu günkü arasında bir fark görmediğiniz için hayat size aynı gelir.  |
 |
> (Kemal Baş) |
|
Bu noktada denilebilir ki edebiyat belli bir amaca, düşünceye, ideolojiye hizmet etmelidir. Belli bir amaca, gayeye, ideolojiye hizmet etmeyen edebiyat, ancak ve ancak kendini kandırmış olur. Türk toplumunun önemli şairlerinden olan Nazım Hikmet, şiirini, edebiyatını sosyalizmle bütünleştirmiş ve amacına ulaşmada edebiyatı etkili bir biçimde kullanmıştır. Aynı şekilde Necip Fazıl da savunduğu İslam ideolojisini, şiirleri, yazıları ve hayatıyla bütünleştirmiştir.  |
 |
> (Şahan Coker) |
|
İçimde bir yılan kıpraşıyor, ince bir zehir/Aha! tam şurama çörekleniyor engerek/Anlıyorum ihtilale beş kala gülüm/Anasını emmekten sıkılan çocuklar/Ağzı süslü amcalara koşmuşlar  |
 |
> (Yakup Emrah) |
|
Ve şiirler/Kesilir sözün soluğu/Şıkışır yüreği/Daralır nefesi/Sözcüklşerin nabzı durur/Diilleri lal/Nutukları tutultur..  |
 |
> (Zeynep Çoşkun) |
|
Yedi gencin en küçüğüydüm/Hapsetsen taşardı demirlerden inancım/Yedi baharın ak gülüydüm/Sen ne sandıydın hemşerim/Bülbül benimle konuştu diye gül mü oldu yüreğim/Son vapurun ilk biletli yolcusuyum/Yeni çıkmış matbaadan iki gözlü şiir’im  |
 |