| |
> (Musa Hûb) |
|
Hani bir söz vardır: “Merd-i kıbtî şecaat arzedecek yerde sirkatin izhar edermiş.” Yani: Kıbtinin merdi, şecaatini anlatırken hırsızlığını da ifşa edermiş, farkında olmadan. Bize öncelik verip yer gösterirken, bu iyi niyetlerine rağmen, aslında farkında olmadan, oruç tutmadıklarını da ifşa etmiş oluyorlardı. Bana –muhtemel makul mazeretlerine bağlı olarak- oruç tutmamaları değil de, bu kadar rahat biçimde bunu dillendirebilmeleri garip gelmişti, garibime gitmişti. Fakat bu kadar rahatlığa ne denir ki… Neyse, buna da şükür. Hiç olmazsa iftar davetine gelebilmişler ya, müteakiben de ilim meclisini teşkil edebilmişlerdi ya, önemli olan da buydu.  |
 |
> (Abdulkadir Öğdüm) |
|
Her hicrânın ardında bir buluşma var elbet / Vuslat öncesindeki dünyalık bunaltısın / Senli geçen günleri kâtipler yazar elbet / Zemini yeşil olan adi bir karartısın / Ebedî mutluluğun dünyadaki şartısın  |
 |
> (Afyoni) |
|
Sus ey yolcu! İki yüzlülük insanı cehenneme atar! Hem bu dünyada hem vaad edilen diyarda! “Allah’a (c.c) karşı tevâzum bile bir gösterişten ibâret olacak” diye ödüm yarılır yerlerinden. Hacca gidip-gelmişler sakın ola ki kendilerini Şeytan’ın hırçın saltanatına kaptırmasınlar. Hacca gitmek temizlenmektir. Hac dan dönmek temiz kalabilmektir. Hac Allah’ın (c.c)kendisine kutsadığı, adadığı yerde bir temizlik aktidir! Bir anlaşma! Bir defalığına mahsus olabilircesine bir Af yeridir. İki-üç…  |
 |
> (Ahmet Alp Altay) |
|
İşte yıllar sonra yine buradaydım. Uzun yılların eskitemediği o nostaljik köyümde. Her sokak şimdi bir hatıra barındırıyordu. Adımlarım evime gitmek annemi ve babamı görmek için can atıyorken, okunan ezan beni koymadı ve abdest sırasına dâhil olup bekledim. Abdest alıp içeriye girdiğimde imam çoktan farzın ilk rekâtına başlamıştı bile. Köy kokulu halıların üzerine her secde edişimde beni ayrı bir ruh haleti sarıveriyordu. İmamın şiveli bir şekilde söylediği tekbirler ne kadar da samimiydi.  |
 |
> (Arif Onur Solak) |
|
Düştü siyahlığı omuzlarıma akşam alacasının / Seni yürüyorum kaldırımların esmerleşen teninde / Beynime emanet adını, voltalarıma yazıyorum / Bak işte gördün mü?
 |
 |
> (Bedri Katipoğlu) |
|
İnsanları ve özellikle de müslümanları iman, ihlâs ve samimiyetten alıkoyan ve adeta emperyal güçlerin oyuncağı ve figüranı haline getiren üç negatif karakter çizgisi bulunmaktadır. Bu çizgiler istisnalar hariç insanların çoğunda maalesef yaygındır. Bu üçgenin içinde kalan kişiler şeytanın tutsağı haline düşerler. Zira şeytan, hükmü altına almak istediği insanları bu çerçevenin içinde ya dalalete sürükler veya yozlaştırır. O çirkin vasıflar öncelikle yalan, hased ve kibirdir.  |
 |
> (Berna Pak) |
|
Evlilik; hayatın dönüm noktasında kalbimizi ansızın çalan ve beynimizi kaçabildiği yere kadar kovalayan, hem dünyayı hem de ahreti etkileyecek kadar hassas ve özel bir konuyken bulunmuş olduğumuz zamanda ne acıdır ki olabildiğince basite alınmaya çalışılıyor arkadan gelecek yeni nesillere karşı hiçbir sorumluluk hissetmeyen, daha birey olamadığının bile bilincine varamayan cansız bedenler, yalnızca bir çekirdek aileyi yıkmakla kalmıyorlar, toplumu da geri dönülmez bir kaosun içine sürüklüyorlar isteyerek ya da istemeyerek.  |
 |
> (Bilal Atış) |
|
İman ve sevgi Allah’ın yarattığı şeylerin en yücelerindendir. Fakat yüreğinde iman ve sevgi olan insanın para sahibi de olması çok güzel bir bahtiyarlıktır. Para kudrettir ve paranın hayır yolunda da birçok getirileri olacaktır. Para istemiyorum demek; ben insanlığa hizmet etmek istemiyorum, demek değil midir? Para ile iyiliği birbirinden ayırmak zordur. Tehlikeli olan adabınca kazanılan para değil, hayatın kendisi haline getirilen para hırsıdır. Toplumda seçkin ve faydalı bir mevkide olmak için para kazanma yollarından birisini mutlaka tutmak zaruridir.  |
 |
> (Birol Topuz) |
|
Londra’nın güneyinde mütevazı bir cami. İçinde ise tatlı bir heyecan. Koştura koştura camiye gelenlerin yüzlerinde tarifi imkânsız bir mutluluk. Sanki onlar ‘Kara Londra’da yaşamıyorlar gibi. Adeta birkaç saatliğine başka bir coğrafyadan buraya gelmişler ve bir müddet kaldıktan sonra tekrardan geldikleri yerlere dağılacaklarmış gibi bir eda yüzlerinde... Camii alışılagelmiş yoğunluğunun ötesinde bir kalabalığa ev sahipliği yapmakta. Hem gelenleri de her zaman gelenlerden daha bilinçli ve şuurlu bir portre ortaya koymakta. Her halleri başka, her tavırları başka, niyetleri başka, dilekleri başka..  |
 |
> (Bülent Yıldırım) |
|
Değerlerimiz, bizi biz yapan ve insan olduğumuzu hatırlatan değerlerimiz. Ne kadar bağlıyızdır değerlerimize, değerlerimiz uğruna nelerimizden vazgeçebiliriz. Hepimizi derinden bağlayan, değerlerimizin yok oluşunu gördüğümüzde, acaba ne zaman, koç yürekli bir Malkoçoğlu çıkacak demişizdir hepimiz veya sorarım neden her birimiz birer Malkoçoğlu olma gayretine girişemiyoruz, bitti mi o devirler? Ne çabuk kaybettik, kendimizi, kaybettirdiler mi bize bizi?  |
 |
> (Mehdi Akan) |
|
Biliyorum, imkânı olmayan bir dilek, / Karşılığı sende saklı olan bir talep benimkisi / Biliyorum, mesnedi sadece aşk olan bir güruh benimkisi / Biliyorum, seni bekleyişte bir ahenk benimkisi / Biliyorum, berk-i aşk benimkisi; sana doğru sırlanan.  |
 |
> (Cihat Albayrak) |
|
“Beni sırf kız çocuğu olduğum için yücelten bir babaya sahip olduğum için, sırf kız çocuğu olduğu için ezilen yaşıtlarımı hiç anlamadım. ‘Seni nasıl evereceğim, nasıl evlendireceğim’ diye gözleri dolan bir babaya sahip olduğum için, sırf bir boğaz eksilsin diye ite-kaka evlendirilen o yaşıtlarımı da anlamadım. ‘Okumazsan iki elim yakanda olur’ diyen bir babanın çocuğu olduğum için, okuldan o..pu olacaklar diye alınan o yaşıtlarımı da hiç anlayamadım. Ya başka bir coğrafyada dünyaya gelseydim? Ya Afganistan'da doğsaydım?”  |
 |
> (Efe Kırmızı) |
|
Yenilmişliğin o dayanılmaz hissini gözlerimden herkes anlayabilirdi. Bir ara saatime bakacak oldum ama o cesaretten çok uzaktım. Kapı önünde öylece ayakta kala kalmıştım.  |
 |
> (Ahmet Mersan) |
|
Zaman mefhumunun tedavülde olmadığı, akrep ve yelkovanın hükmünün geçersiz kılındığı, küçük ölümün hayat ışığı olan düşlerde,
vakitten bahsetmek ne kadar abesle iştigal etmekle bir tutulsa da görülen kimi rüyalar hiç bitmeyecek mutluluk lemalarına
yahut dipsiz elem hüzmelerine dönüşebiliyor bir anda..  |
 |
> (Enes Beşer) |
|
Kurtuba, Bağdat, İskenderiye ve nihayet İstanbul örneklerinden de anlaşılacağı üzere, medeniyetler hep büyük kentlerde ortaya çıkmış ve yine bu kentlerin çevresinde yayılma alanı bulmuştur. Medeniyet kazanımlarını en iyi özümseyen, tabiri caizse suyun kaynağında oturan,hep büyük kentler olmuştur.Ancak bundan sonraki aşamada medeniyet taşraya “sirayet” eder veya etmez.  |
 |
> (Fatih Dağlar) |
|
Evlilik müessesi bir peygamber mirasıdır. Toplumumuzda süregelen bir gelenektir. Evlilik törenleri, coşkulu ve mutlu aile fertleri, evlatlarının mürüvvetlerine şahit olan anne babanın gururu… Hummalı hazırlıklar ve telâşeler. Allah’ın rahmet ve bereket tecellisinin hissedilebileceği bir ömürlük adım.
 |
 |
> (Fatih Mehmet Mirza) |
|
Olmayan hayat; sohbet halkaları yerine, kokteyllerin yapıldığı, konuşmaya besmele ile başlamanın abes sayıldığı, meyve sularının yanında “ne var bunda canım içki de oluversin” sloganlarının benimsendiği, kızların erkek, erkeklerin kız gibi giyindiği, konuştuğu, “unisex” kavramını artık moda olduğu, söz de kaliteyi, teknolojiyi yakalamak adına inanç sınırlarının ezilip geçildiği, takiyice bir hayattır.  |
 |
> (Fatma Yüksel) |
|
Çocuk yetiştirmek büyütmekten zordur. Yetiştirmek ayrı, büyütmek apayrıdır. Bunun içinde gerekli yetkinliğe sahip olmak gerekir. Bir büyüğüm çocuk eğitimi evlilikten önce başlar diyerek konunun ciddiyetini ve kutsiyetini anlatmıştı. Evet kaç tanemiz çocuğunu yetiştirmek adına evlilikten önce yada evlilik aşamasında kendini bu çerçevede yetiştirdi? Büyük zatların hayatlarını okuduk mu? Üstadları olan anneleri onları nasıl yetiştirmiş.  |
 |
> (Feride Özge Çaylak) |
|
Gurur duyuyoruz milenyum çocuğu!! Olmaktan. Bilgisayarın, internetin elimizin altında olmasını her yerde süslü cümlelerle anlatıyoruz. Ama hepimiz özlüyoruz mahremiyetimizi, eskidi artık dediğimiz alışkanlıklarımızı… Telefonun bu kadar yaygın olmadan önceki zamanlarımızı ne de güzel ballandıra ballandıra anlatıyoruz artık. Biliyoruz hepimiz tuhaf bir çıkmaza sürüklendiğini hayatımızın.
 |
 |
> (Handan Everest) |
|
Çaresizliğin ulaşabileceği son noktada çaresizlerin umuttan başka çaresi mi olur? Öyle değil mi ki Kimsesizler Kimsesi’nin merhametinden dilemek, O’ndan talep etmek, en onulmaz yaralara merhem olur. Bütün ‘imkansız’lara kapı aralayan çaresizliğin mazlumiyetin riya kabul etmez doğallığı içerisinde yürek burkuntuları, dudakların arasındaki gözyaşlarıyla yıkanmış yunulmuş dua mırıltıları aracısız Rabbe ulaşır da en imkansızı umud etmek neşvesi ateşin yakmadığı İbrahim Aleyhisselam misali ateşleri ‘serin ve selametli’ kılar.  |
 |
> (Fuat Türker) |
|
Ancak eğer bir insan Kuran'ın tüm açıklamalarını öğrendikten ve bunların doğru olduğunu da kabul ettikten sonra Allah'ın hükümlerine uymakta direnirse, bu o kişinin samimiyetsizliğinin bir delilidir. Çünkü hala, yanlış olduğunu öğrendiği bir sistemde yaşamakta ısrar etmekte olan bir insanın samimiyetinden söz edilemez.  |
 |
> (Hasan Parlak) |
|
Güneşin doğmasına haylice bir zaman varken, genellikle, kurduğu saatin ziliyle uyanır Behzat bey. Önce yatağında doğrulup biraz oturur. Zihnini toparlamaya çalıştığı bu ilk anlarda, hemen kalkmaya davranmaz. İlk uyanıştaki mahmurluğu giderecek olan, okunmasını beklediği sabah ezanıdır. Bir süre sonra ilk müezzinin sesi duyulduğunda, sıra abdest hazırlığına gelmiş demektir.  |
 |
> (Reyhan Güner) |
|
Onu ilk ne zaman bildiğimi hiçbir zaman hatırlayamadı gönlüm. Ayağım çorak topraklara, kirpiklerim ufuk çizgisine yanaşan kora, ellerim yosun yumuşaklığına doymuş ağaç kovuklarına ilk bulandığı vakit bile sevda bilirdi onu yüreğim. Şihab... Kıpkırmızı bir cam kırığı, hasret hasret kanayan benliğimde.  |
 |
> (İbrahim Akın) |
|
Şeytanın, iman edemeyen insanlara bulaştırdığı en önemli özelliklerinden biri tevildir. Tevil, gerçeği saptırmak için yapılan samimiyetsiz açıklamalardır. Şeytan da Adem’e, kibirinden dolayı secde edememiş, fakat tevil getirerek ateşten yaratılan kendisinin, topraktan yaratılan Adem’den daha hayırlı olduğunu iddia etmiştir. Tevil aklın ürünü değildir. Şeytan da akılsızca yaptığı bu tevilde toprağın, ateşin üzerine atıldığında ateşi söndüreceğini düşünememiştir.  |
 |
> (İkbâl Betül Armağan) |
|
Duyuyorsunuz değil mi Türkiye'den yükselen demokrasi sayhalarını? Duyulacak elbet. Her azınlığın sesinin duyulmak zorunda oldugu gibi. Çogunlukçu demokrasi anlayışını bir kenara bırakmanın zamanı geldi de geciyor bile. İstediğimizin ne olduguna karar vermeliyiz önce.  |
 |
> (Kemal Baş) |
|
Darbeler toplumsal boyutuyla olduğu gibi bireysel hayatta etkilerinin kolay kolay atılamayacağı militarist düzenin, silahlı zorbalığın adıdır. Darbeler bireysel ve toplumsal çapta yaşattığı travmalardan başka, ülkeler arasındaki ilişkilerin ve buna bağlı ekonominin de iflası anlamına geleceği bilinen bir gerçektir.  |
 |
> (Lâle Yârâ) |
|
Su düstursuz giriş düstursuz çıkışa lem’alandı lakin, avam aklım gayba, istikbale ermiyor. Lakin surete giydirilen libas hayalin tasarrufu degil. Hakikatti, hakikattir saik ve saik hissin. Zaman, Azrail’in dostum senin. Aksettirmeli idi bir Musa şamarı lakin.. devamı için ve kemali için kadimliğinin...  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Dışarıda yağmur yağmaktadır alabildiğine, / Şemsiyeyi açıp kaçırmasak engin rahmeti, / Mevsiminde yakalamak lazımdır sağnak sağnak inen merhameti, / Dışarıda yağmur yağmaktadır alabildiğine...  |
 |
> (Mehmet Şar) |
|
Sana karşı isyan ederdim. Beni hiç anlamadığını sanırdım. Beni hiç sevmediğini düşünürdüm. Meğer ne kadar da yanılmışım. Beni anlamayan sen değilmişsin anne, seni anlamayan benmişim. Beni ne kadar sevdiğini, o buhranlı gençliğimde bana sahip çıkışını yanlış anlamışım anne. Beni affet demiyorum. Eminim beni affedersin.  |
 |
> (Murat İlktur) |
|
Ey sinesi ızdırapla yoğrulmuş adam / Gözleri şafak kızıllığında kavrulmuş / Ne bir çıkar vardır gözünde ne de makam / Yeryüzünden; zulmeti silmeye kurulmuş...  |
 |
> (Öznur Altıntaş) |
|
Dün gece bir yağmur yağmış coğrafyama… Deniz kokusu estirmiş de kendini göstermiş edalı bir kız gibi nihayet bu gecede rotama… Ormanların gizemi; koyu yeşil ve açık yeşilin savaşı gibi şimdilik… Örtü bitkiye örtülen ıslak bir zemin timsali…  |
 |
> (Sezer Çalışkanoğ) |
|
Henüz daha bitmedi tükenmeler / Ölmedi henüz doğmayan cesetler / Boğuk nefeslerin arkasından yağan kar / düşmedi henüz avuçlarıma  |
 |
> (Şerif Aydın) |
|
Ne güzel bir rüyamız vardı bizim, hayallerimiz gerçekçeydi, barut kokan sabahlarda meydanlarda tazeleyecektik aşkı.  |
 |
> (Tûbâ Hacılarlı ) |
|
Gel de bir bade dibi kana kana içsin seni kâinat. Cevv_i Sema cuş-u huruş olup boşaltsın asırlardır içinde sakladığı baranını. Yer behic yüzünü göstersin, bağrından filizler çıkarsın.  |
 |
> (Yağmur Muhacir) |
|
Kardelen çiçeği. Yapraklarıyla beraber yatıyor kardan yorganın altında. Bozulmasın diye adeta maliki koruyor onu en doğal buzdolabında. Çilesi büyüyor tohumun çatlamaya başlamasıyla. Çilesi bir ananın doğum sancılarına eş sürerken, sesi çıkmıyor doğumhaneden yükselenler gibi. Belli ki kardelenin sinesi çok geniş, attıkça içine atıyor. Büyütüyor çilesini. Bu çilelinin pek zor olacak doğumu, diyor toprağın sakinleri.  |
 |
> (Zeynep Çayır) |
|
Sen ikindi gölgelerinde gizlice çağıldayan, zaman gibi akıp geçen bir suydun. Bense içine alabildiğince seni doldurmaya çalışan boz bulanık rengi bir testi. Sen akıp geçiyordun. Bazen bir gök taşından bir yer taşının oyuğuna, bazen de, kuytu bir nehrin ağzından yorgun bir denize. Anlayacağın seni içime doldurmak o kadar da kolay değildi. Kısacası sen şu zaman dilimindeki saniye gibiydin. Nabzım attıkça hasretin dokunurdu yüreğime. Bense saat gibiydim kıssadan kurduğum cümlelerimle yavaştan sana geliyordum.  |
 |
> (Zeynep Çoşkun) |
|
Baba tadında türküler mırıldanmak gerekti / Kitap aralarına sıkıştırılan her papatyada / Üşümeliydi tenler / Tenimde kokmalıydı oğul saygısı / Saygımdan yer vermemeliydim sözlere.  |
 |
> (Zümre Altan) |
|
Güneş her günkü gibi bugün bir kez daha veda etmişti yeryüzüne. Bir kere daha ayırmak zorunda kalmıştı o mahzun gözlerini, yâr olan topraktan. Bir kere daha yaşamıştı ayrılığı. Ayrılığın manasını bilmeden. İliklerine dek hissederek…  |
 |