| |
> (Musa Hûb) |
|
Çocuk, korkaklık sebebidir; çünkü çocuğu var diye anne-baba hayatta ölümle karşılaşmak istemez, onları yalnız koyup gitmekten korkar. Çocuk, cimrilik sebebidir; zira onun rızkını düşünmekten, yahut geleceğine yatırım yapmaktan, akraba ve dostlarına karşı cimrilik yaparlar, yeterince cömert davranamazlar. Çocuk, cahillik sebebidir; çocuğu yetiştireceğiz diye, bakım-görümüyle meşgul olmaktan, gerektiği gibi okuyamazlar, ilim öğrenemezler, cahil kalırlar. Çocuk hüzün sebebidir; ebeveyn için bütün acı ve kederleri ile, hastalıkları ile ekstradan bir hüzün sebebidirler. Bir vakit Hakîm’e çocuğu sorulunca: “Yaşarsa beni yorgun düşüren, ölürse de beni zayıf bırakan biriyle ne yapayım ben?”(25) cevabını vermiş. Hep çok sevildiği içindir bütün bunlar. Sevilmese, ne varlığıyla ilgilenilir, ona emek harcanır, ne de yokluğuna üzünülür.  |
 |
> (Abdulkadir Öğdüm) |
|
Sen, Şair… Şahit değilim şairliğine ama şiirden farksızsın görünümünle. Ve gülme ama; bir de nohut çiçeklerine benzetiyorum seni. Küçükken, evimizin arka balkonundaki gül ağacının dibine ekerdim de oradan hatırlıyorum. Önce beyaz bir çiçek açıyorsun, ardından kuruyup dökülüyor çiçeğin ve çanak yaprakların tombiş bir hâl alıyor zamanla. Açık yeşil tonda, minik bir zeplini andırıyorsun. Sonra işte, içinden sen çıkıyorsun. Afedersin, nohut yani… Deli oğlu deli ben, hâşâ babamdan! Nelere benzetiyorum seni…  |
 |
> (Afyoni) |
|
Yargılamak zordur! Ona rağmen çoğu yargıç zanneder kendini. Kolay değildir yargılamak! Âlimler yargılamalı, birileri veya bir mesele yargılanacaksa. Benim gibi cahiller sukut etmeli. Alim kuru kuru ezberleyen değildir! Alim her harften yüzbin mâna çıkartıp içine doğru îlâhî kudret ile harmanlayandır! Alim yeryüzüne ve gökyüzüne verilen armağandır. Alim diplomalıda olabilir, diplomasızda, kravatlı, sarıklı… Alimler…. Alim yaşadığı zamana göre genç fikirler üretendir.  |
 |
> (Altuğ Öztürk) |
|
Bu samimiyetsiz tavrı sergileyen insanlar; hırsızlık, zina gibi Kuran'da yasaklanan eylemlerden, sırf toplum baskısı nedeniyle uzak dururlar. Ancak fırsatını bulduklarında, kimsenin şahit olmayacağı zamanlarda bu eylemlere çekinmeden yaklaşırlar. Sözde Allah'a inandıklarını söyleyen bu insanlar, Allah'ın emir ve yasaklarını umursamadan çiğnerler. Oysa çekinmeleri ve sakınmaları gereken tek varlık Yüce Allah'tır.  |
 |
> (Ayşe Koçer) |
|
Ama şimdi geçen zamandan mesul bir yargıyla değer biçiyorum yaşanacak zamanlara.doğrulardan köşe bucak kaçışlarım,yapılan ve yaşanılanları doğru sayıp ve doğruluk edasıyla yol alışlarım. Farkına varmamıştım acizliğimin ve yok sayıyordum. Beklide göz ardı ediyordum. Ruhum mumyalanmış meğer piramitlerde saklı. Bir uyanış gerekiyor ki…  |
 |
> (Bedri Katipoğlu) |
|
Dünyanın çeşitli bölgelerinde hukuk katliamları ve skandalları ne yazık ki sık sık görülmektedir. Özellikle emperyalist ülkelerde ki bunların başında ABD, İngiltere ve İsrail gelmektedir. Bunların uyguladıkları birçok icraat aslında hukuk katliamıdır. Sözde Demokrasi ve Hukuku tesis etmek için gittikleri nice ülkeleri kan gölüne çeviren yine onlardır. İşte Irak, işte Filistin işte Afganistan. Burada periyodik aralıklarla yaşanan tüm vahşetin hukukla bir ilgisi olabilir mi? Elbette ki hayır.  |
 |
> (Birol Topuz) |
|
Talep olunana bakış mistik. Hali tüm yönleriyle izharın akabindeki ısrar belaya davetiye. İstenilenin hayır ve şer kefelerindeki ölçüsü neye göre? Neticeyi tayin eden akıbet ise, hal basamağından akıbet bestesi de niye? Kabımızın genişliği belli. Bakışımızın mezraı sınırlı. Hududumuz dar. Kantar ölçüsü aksak. Mazıramız kısa. Bu haliyle bir şık atlanmamalı kesinlikle, ‘İnsan hayra dua eder gibi şerre de dua eder.’ (İsra, 11). Kula bakışı, duaya sadayı, samimi hali değerlendirme biçimi yine Kitab-ı Ekber de saklı. Meryem anamızın dilinden dökülen dua sırrının ifşası ‘Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.’ (Meryem, 4).  |
 |
> (Ramazan Kerpeten) |
|
Günümüzde birçok tarihi hasletlerimiz perdelendi. Bazen müslümanlar arasında birbirine karşı kibirli ve suizanlı yaklaşımlara şahit olabiliyoruz. Sanki kendimiz, kusursuzluğun, mükemmelliğin mihengiymişiz gibi; bir çırpıda kardeşlerimiz hakkında hükümler veriyor, hayalimizdeki darağacında asıveriyoruz. Halbuki, müslüman müslümana karşı hüsnüzanna memurken.. ve halbuki mayasını karan din büyüklerinde bu tavır esas iken..  |
 |
> (Bilal Atış) |
|
Kökleri olan devletler; tarih boyunca imparatorluklar kurmuş, bir devlet geleneğine sahip ülkelerdir. Yönetimleri, devlet şekilleri değişse dahi var olan gelenekten izler taşıyan devletlerdir. Japonya, Almanya, Türkiye bunlardandır. Türkiye belki de devlet geleneği en köklü olan ülkelerin başındadır. Selçukludan Osmanlı’ya, Osmanlı Devleti’nden Ankara Hükümetine ve oradan da Cumhuriyete değin sayısız değişimler yaşansa da temel devlet zihniyeti, devletin bir baba gibi benimsenmesi ve daha başka etkenler değişmemektedir.  |
 |
> (Burak Cem) |
|
Bediüzzaman Hazretleri, bu küçük ama kıymetli risâlenin başındaki "Birinci Nokta"nın "İkinci Sebeb"inde, ehl-i hidayet ve diyanet ve ehl-i ilim ve tarîkate dair "Meşreblerin ihtilâfıyla, zâhir meşrebine muhâlif olana karşı muâvenet ihtiyacını tam hissetmiyor" şeklindeki ifadesiyle, konunun çaresi olan "Dokuz Emir" bahsine doğru bir girizgâh yapmıştır. Bu cümlede dikkat edilmesi gereken husus veya kelime, "muâvenet"tir.  |
 |
> (Sare Nokta) |
|
Biliyorum yavrum anlayamıyorsun şimdilerde beni; ama sözün aşk’a tutunma gayretini görebildiğin zaman anlayacaksın ki aslında bir zamanlar sen de annenin yüreği için aşk’ın en taze haliydin. Sen hiç mahsun olmayasın benim cennet kokum; sen hiç üzülmeyesin, mahkûm olmasın yüreğin bağrında ve hiç pişman olmayasın ömründe. Huzurlu olasın her dem; namazında daim olasın.  |
 |
> (Cahid Sinan Belhi) |
|
Maske; idealin hayallere karışıp mahvolduğu yapmacık oyun.. takmacık kişilik… Kabullen gönlüm; kemiklerimin içinde sıkışıp kaldığın, aydınlık yüzü göremediğin, isteklerimin altında ezilip lanetler okuduğun beni!... Sabret ruhum! Sabret… Masiyete sabır.. musibete sabır.. maskeli yüzüme sabır! Beni sevmene az kaldı. Uçacağız beraber; bulutların üstünden alacakaranlık ufuklara doğru… Elime alacağım seni.. göğsüme başını yaslamanın mutluluğunu tattıracağım sana; o karanlık, yalnız geçirmek zorunda kaldığın gurbet günlerinden sonra… (inşallah)  |
 |
> (Cevat Benar) |
|
Artık din adamlarının teganni ve terennümlerle vakit geçirmelerine veda edelim. Kur’an’ı süsleyecek olan dini güzelliktir, şarkıcılık değildir.”2 Bu cevaplar vahye, akla, hikmete dayalı olmalıdır. İnsanların zihinlerindeki şüphe tohumlarını dağıtmalıdır. Söze, bilgiye değer vermeli kendisinden öncekilerden devr aldığı yanlışlara ortak olmamalıdır. Her zaman Mevlana’nın söylediği gibi “ düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım” sözünü kendisine ilke edinerek Allah’ın her an yeni yaratılışla yarattığı hayatı anlamak ve yorumlamak zorundadır. Ne yazık ki ülkemizde geçmişte yaşanan fitne ve kargaşa ortamlarında din görevlileri elbette ki bir çok fedakarlıkla mücadele etmişlerdir ancak yeterli mukavemet ve çabayı gösterdikleri de söylenemez.  |
 |
> (Cihat Albayrak) |
|
Bir süredir kötülüğün varlığı, nedenleri üzerine düşünüyorum. Birazdan hakkında ayrıntılı bilgi vereceğim film tam da bu sırada 2. kez çıktı karşıma. Öylesine açık bir konu ve anlatım ile çekilmiş ki film, daha evvel izlemeyenler, benim tavsiye etmem ile izlesinler diye bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Ayrıca, filmdeki ana karakterin hayat hikayesine başladığı nokta, tam da zihnimi kurcalayan 'kötülüğün kaynağına' atıfta bulunuyor.  |
 |
> (Cüneyt Eren) |
|
Ahiret yolculuğunda bir seyyah olan insan meşakketin çokluğu, ömrünün kısalığı, azığının kısıtlı olması gibi olumsuz şartları karşısında hedefe ulaşabilmesi için mutlak inayet, himmet ve rehbere muhtaç. İşte bu kadar olumsuzluklar karşısında rehberi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O (sal¬lallahu aleyhi ve sellem)’nun adeta her bir hareketi kayıt altına alınarak tesbit edil¬miş pâk hayatı olmalıdır.  |
 |
> (Danyal Nacarlı) |
|
Belki de bir dikenli çalıda ateştir aşkım:/Tutuştururum oradan elleri. /Bazlamalar pişer sacımın karasında. /Bir beyaz bulut açar atomun çekirdeğinden. /Kararır Hiroşima’nın sabahı /insanlığın bir gece vaktinde. /
Böyle ağlarken hepinizin içinde /olan şu ben.  |
 |
> (Derman Dertli) |
|
Ol ser-a-pa libas-i zibadır anber kokar senin sözlerin,/
Teninde diber-i garradır ceşm-i gazala gözlerin senin,/
Daha ne deyim sana ey Dil! derdime çare yok mudur benim?/
Gayri-yi senden ala yoktur bende, görmezmisin halimi efendim?/Ben Şems'ime hem pervaneyim hemi divaneyim.  |
 |
> (Derman Durak) |
|
*Vesikalık bir resimde matlaşır bedenim/Yanağımda semazen, dudağımda sarı gelin/Hareketlenirken sancağımdan pervasız tekne/Birikir avlusuna üç beş hüzün,/Ve unutmadan bir kaç da döküntülerin…*  |
 |
> (Elif Güvey) |
|
İsyan isyan isyan… İsyanı çıkarmak mı zor, bastırmak mı? Şeytana uymak mı kolay, doğru yolda ilerlemek mi? O isyanı çıkarmaya izin vermediler. Bir nebze olsun şeytana uymadılar. Ama haksızda sayılmazlardı isyan çıkarmak için. Onca yaşadıklarına rağmen ayakta dimdik durmayı hedef seçmişlerdi kendilerine. Yardım beklemekten başka çareleri yoktu. Ölüm-kalım savaşında belki de hayattaki en değerli, en yakın varlıklarını kaybetti onlar. Kimi babasını, kimi kardeşini, kimi çocuklarını kimi de hayat arkadaşı eşini…  |
 |
> (Emine Batar) |
|
Oysaki ben kendi elleriyle kendini yetim bırakmış biriyim. Adının kokusunu hissetmeden binlerce kez… Binlerce kez adını söylemiş biriyim… Suretine değil gölgene razı olmuş biriyim… Daha fazlası olsun diye, hicrete koşmam gerektiğini söylediğinde yüreğim; hantaldım ve kalbim nefes nefese değildi… Bu öyle bir hicretti ki… Şarktan garba… Kötüden iyiye… Eğriden doğruya… Yalandan gerçeğe… Haramdan helale… Kendimden Sana/Senden Rahmana...  |
 |
> (Fatih Dağlar) |
|
Elmalar bütün yetişmiyor artık toprakta/Tek taraflı, tek yönlü bakışlar/Saf saf markalaşmış takıntılar/Her köşede bir silah/Her desturun arkasından gelir Bismillah/Yeni imaj kan kokusu/Tüm tonlarını yitiriyor bir-bir/Çekiliyor kanımızdan/O’nun korkusu…  |
 |
> (Fâtıma Zehra Merinos) |
|
Misâllerin eridiği, yalanın çabucak kendine yer edindiği, gerçeğin bileğini bükmek isteyen karartıların elleri ceplerinde rahat rahat gezindiği yollara nazaran ehl-i aşk kılıp, bir rüyanın seyr-i sülûkuna çıkar beni. Sefer edeyim, kederime sen gel. Dokunduğum kitaplarda kokunu çekerek, bir kirpik düşüşünün siyahî dalgası olup, özlemin mecalsiz kollarını tut. Ayrılık, omuzlarımda delişmen yüzüyle diri. Toprağı yutuyorsa yarıkları kalbimin, buğumdan dağlar tütüyorsa ve üstelik şehir, çıkmazlarıyla sobeliyorsa minik kızın ruhunu, sildikçe kazınıyorsa soruların arkası; yanıtların yaktıkları şaşırtmasın çöktüren külümün lâl dumanını.  |
 |
> (Feyza Yılmaz) |
|
Farkındalığın sarhoşluğunda ne yazık ki unutulan çok büyük hayalleri besledi şimdiye kadar insanlık. Bu yüzden, şeffaf bir sürahi gibi net, berrak bir su kadar da ayık olmalıyız irademizi kullanırken. Ve “şeklimizden taviz vermek” manasına yabancı bir amaç gütmeli bu yaklaşım. Her seferinde kapanmayan kapağından misafirini kabul etse bile, özündeki kimliğinin şekliyle bütünleşmiş bir hegemonyanın umudu sarmalı hepimizi. Umutsuzluğumuza ve sınırlarımıza “neden olmasın?” demek, kendini unutarak olabiliteyi doğrudan kabullenmek değildir!  |
 |
> (Hakan İlhan Kurt) |
|
gün gölgesi değil bu fecir aydınlığıdır/imdâtta katreleşir misk û amber semâhı/börtü-böcek sofrası ikrâmla yanan çayır/açar gerdanlığını gökyüzüne yemyeşil/birazdan hoyratlığım üstlenir her günâhı/dilimde mum alevi dudaklarımda kandil  |
 |
> (İbrahim Akın) |
|
Münafık kelimesi, karışıklık, bozgunculuk çıkaran anlamına gelir. Münafıklar, mümin olmadıkları halde mümin taklidi yaparak, onların içinde barınmaya çalışan, menfaatçi yapıya sahip, ikiyüzlü insanlardır. Münafıklar çeşit çeşittir. Kimi sadece maddi menfaat için müminlerin içindedir, kimi müminlere hırsından dolayı onlara zarar vermek için aralarına girer, kimi de iman eder ancak daha sonra niyetlerini bozar ve inkara saparlar. Ancak hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da müminlere düşman olmaları ve bu yönde çaba sarf etmeleridir.  |
 |
> (Handan Everest) |
|
İnsanlarla aramızdaki farklılıklardan ziyade ortak noktalara kilitlenmek ve insan ilişkilerini bu şekilde yönlendirmek bizi daha çok insan yapar, ve aslında görünenin çok ötesinde manevi kazançlar da getirir beraberinde biz farkında olmadan. İnsanlara önyargısız yaklaşabilmek değerler üstü bir değer, manevi bir olgunluk ifadesi, Allah’ın bize bahşettiği nimetlerden ötürü gurura kapılmamak, bizde olana sahip olmayanları kınamamak gerek. Karşımıza çıkan insan kör ve topal da olsa, bizden çok farklı bir yaşam tercihi de olsa bütün ayrılıklardan önce bizim gibi bir insandır. Dünyanın neresinde ve kim olursa olsun kendisi dışındakileri bu şekilde algılama kabiliyetine sahip ruhlar kazananlardır, Rachel da bu ruhlardan biri olarak çıktı karşıma.  |
 |
> (Kadim Dolunay) |
|
Uzaklarda, çok uzaklarda bir yerlerde atan kalp, ab-ı revan olur yüreğime. Arada aşılması güç dağlar olsa da, bitmez tükenmez yollar olsa da o nefesi his ederim her gece yanaklarımda. Biliyorum ki vuslatı getirecek olan bu hasrettir. Hayalleri gerçek kılacak olan kalbimde ki yanık kokusu, sevgimdeki basirettir. Gözler konuşup, eller buluşmasa da biz rüzgâra sesimizi bırakır, güvercin kanadının altında gizleriz risalemizi. Hasretin külfetini çeksek de, sevgilerin en aziz olanını yaşarız. Âşıklar parkında aşina olunmuş kalıplara sığmaz, taşarız.  |
 |
> (Fuat Türker) |
|
Kader gerçeğini kavramak da insanın teslimiyetini artıracaktır. Her insan kayıtsız şartsız kaderine teslim olmuştur. Geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman hangi okula gideceği, ne iş yapacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, ne zaman, nasıl, nerede öleceği, hepsi Allah Katında bellidir ve bunları asla değiştiremez. Çünkü herşeyin, “Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.  |
 |
> (Kemal Baş) |
|
Bu noktada dinin kötü huy ve davranışlardan uzaklaştırıcı yönü onu çok daha iyi anlama gayretinden geçiyor. Bunun için gençlerimize, okullarımızda bu olguyu anlatacak eğitimcilerimize, ilahiyatçılarımıza hepsinden önemlisi ailelere çok büyük görev düşmektedir. Bütün toplumların temel nüvesini teşkil eden aile kurumu Kıbrısta çok büyük oranda bozulduğu görülmekte ve bu anlamda problemler hissedilebilir düzeyde karşımıza çıkmaktadır.  |
 |
> (Kübra Doğan) |
|
Ağlıyorum.../Ruhumun onca kirine onca günahına rağmen, akan gözyaşlarım tertemiz; şaşıyorum!/Karanlıklar içinde ihtiyaç duyulan küçücük de olsa bir ışık olmak varken, aksine gittiğim her yere koca bir parça karanlık götürüyorum.  |
 |
> (Lâle Yârâ) |
|
Irağında latif görünen nazarlara, cemali bakana artar her dem.. /Lakin yaklaştıkça bir laşe kokusu sanki mefistovari derinden /Kule benim! Kule çırpınmalarımda dingin../Gri! Gelme üstüme kusacağım geliyor içimden!  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Hatta bir iki cins-i latif için ahlaksızlıkla para kazanan insanlardan daha fazla beyle beraber olduğunu yazmışlardı. „Sanat, sanat içindir“ anlayışını benimsiyor yapımcı ve oyucular anlaşılan. Ne bu dizilerin topluma bir yararı ve ne de kamu vicdanıyla örtüşen tavırları. Ayrıca sinemelarda uygulanan gayri ahlaki yapımları izleme yaşı zorunluluğunun, herkesin ekran başında olduğu saatlerde bu dizilere uygulanmamasıda ayrı bir tuhaflık olsa gerek.  |
 |
> (Mehmet Kızılay) |
|
Hiç unutmadım. Rahmetli babacığıma bir gün telefonda bu yaz tatilinde gelmeyi düşünmediğimi söylediğimde bana verdiği cevabı. Bir sürü nedenim vardı oysaki gelmemek için.Demişti ya o halde sen oğlunu gönder bir hafta senden uzakta kalsın. Ben de olmaz baba o daha küçük. Hem hiç ayrı kalmamış bizden dayanamaz demiştim.Oysa dayanamayacak olan çocuk değil, bendim , annesiydi.Bunu bilen babam.Gün görmüş ses tonuyla işte ben de öyle diyorum oğul, o daha küçük diyorum, o yanımızda olmadan olamaz diyorum.O otuz yaşına gelse de bizim küçük oğlumuz diyorum.  |
 |
> (Muhammed Esiroğlu) |
|
İnsan ölümü tanıdıkça ölüme yaklaşır. Her an ensesinde ölümün soğuk nefesini hisseder. Ölüm acıtır insanın canını. Çünkü insan dünyada sonsuzluk beklentisi ile yaşar hep. Onun için biriktirir malını, onun için ölülerinin arkasından yas tutar. Ama dünya geçicidir, işte bu gerçek acı verir insana. Ölümü tanımak mahşeri tanımaktır, Münker ile Nekir meleklerini tanımaktır. Rabbin kim? diye sorduklarında dilinin tutulma korkusu sızlatır insanın içini. Ya mahşerde terazinin sol kefesi bütün heybetiyle çökerken aşağıya doğru, içinizde bir sızı peydah olmaz mı sizce?  |
 |
> (Musa Karakaya) |
|
İnsan yaratılış itibariyle hep bir şeylere ihtiyacı olan, ihtiyaçları hiçbir zaman bitmek tükenmek bilmeyen, gözü doymaz bir varlıktır. İhtiyaçlarının biri karşılansa diğeri, o da olsa diğeri… Şeklinde uzar gider. Fakat ihtiyaçları bu kadar çok olmasına rağmen ihtiyaçlarının karşılanması karşısında gösterdiği ‘’HAMD’’ı sınırlı ve azdır. Allah’ın bir insana verdiği materyaller o kadar çoktur ki; bunları günlerce saymakla bitiremeyiz. Allah’ın bir lütfu olarak bizlere sunduğu uzuvlarımızdan biri yok olsa veya rahatsızlansa, o lütuf sahibinin ikramını unutur, isyan bayrağını hemen çekeriz.  |
 |
> (Osman Girgin) |
|
Elveym zamanın vermiş olduğu aşkı yaşamak sadece kendimizde olan hayvansallaştırmayı ortaya çıkarır. Bunun değeri sadece kırıntıda kalmış beş dakikalık nefs mücadelesidir. Önemli olan sahip olduğumuz düşüncelerde beşeriden ulaşılacak olan ilahiyattaki değeri yürekte hissedebilmektir. Bir gün yolda yürürken kaldırımdan cama yansıyan suretindeki güzellikte hayâ duygusu sarıyorsa bedeni eğer! O gün uzaklaşmışızdır sözde modern bu çağın insan ilişkilerinden.  |
 |
> (Ömer Ekinci Micingirt) |
|
İslâm'ın kul ile Allah arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümleri gibi, ve kul ile kul arasındaki muâmeleleri ve eşyâ ile ilgili davranışları düzenleyen hükümleri de vardır. İnsanın hayâtiyetini devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu dünya malının helallik ve haramlığı; fıkhî açıdan olduğu kadar mânevî ve rûhânî açıdan da önem arzetmektedir. Nitekim bu konudaki İslâmî tavrı ortaya koyan şu âyet ilgi çekicidir.  |
 |
> (Sami Rencber) |
|
Türk ve Dünya Tarihi’nin en çok tartışılan isimlerinden Timurlenk’in memleketi Semerkant’a ilk gidişimde kaleme aldığım bu şiir yüzyıllardır bu coğrafyada değişmemiş olanı görmüş olmanın ürpertisiyle düşüncelerin kağıda bal kıvamında, ama bazen zehir tadında aktığı bir bilmeceye dönüştü.  |
 |
> (Seher Ortaöner) |
|
Yoruldum ayrılıklardan/Hal kalmadı bu bedende/Her sene giden nasiblilerle/Bir parçam daha gitti benden de/Bana yine kalan/Bir tutam hüzünle/Bir demette özlem işte  |
 |
> (Selami Ay) |
|
başıma geçirince geceyi boğazımdan/sıcak bir ağızla abandım toprağa/dil kıymık kıvamında ve ses/ince bir ölümdür/dişi bir kısrak hızıyla  |
 |
> (Uğur Akdin) |
|
Millete fedakârlık dersi verenler kendi arzularından hiç fedakârlık etmediler. Bu milletin fedakârlıkları sonucu ulaştıkları yüksek makamlardan, makamın ve makamda olabilmelerinin faturasını fazlasıyla ödemiş olan bu millete küçümser ifadelerle bakanlar oldu. Verilen sözler tutulmadı, vaatler yerine getirilmedi... En çok merak edilen ise bizde “and içmek” hayatın hemen her safhasında yer almışken içilen “and”lara ne olduğuydu…  |
 |
> (Yüksel Acar) |
|
Yokluğu paylaşmak bu kadar mı zor?/Karanlığın döktüğü kanları aydınlatmak?/İki kelle bir koltukta,/biri zamana karşı savaşıyor cengaver,/diğeri varsıllıkla yoksulluğun savaşımında./Halimiz perişan, kirlendi fildişi kule/Nerede iki lokma, bir hırka felsefeniz?/Hani, neden zekâtınızı vermediniz?  |
 |
> (Zeynep Çoşkun) |
|
Elimdeki sararmış kitaplar aradan çok senelerin geçmiş olduğunu açık ediyordu… Sonra tenimin üşümesini hissedince fark ettim’’ iki çay amca’’ diyerek buradan İstanbul’u seyrettiğimizi buradan, İstanbul’a küslüğümüzü ilan ettiğimizi. Buradan tebessümü gizlemeden yaymayı başardığımızı fark ettim. Ey gönlüm diyorum yeni uyanan bir günde cumanın yüreğini sakinleştirdiği andasın tüm insanların kahkaha atarak derin uykuda olduğu devirde uyanıyorsun, yazıyorsun mektupları. Ey gönlüm diyorum tüm secdelere kapanan yüzleri izliyorsun… Ey gönlüm diyorum ayrılığın manası ellerimin ıslandığı göğün altında söz olarak noktayı vuruyor…  |
 |
> (Zeynep Çayır) |
|
Ortaya da bir balmumu koyalım ki sadece kasvetli gözlerimize aksetsin.
Ve sonra kuğu gölü balesi ile süzülen şiirler yüzsün hafi yüreğimizde./Her kelimesinde başka bir anlam bularak yazılsın kalbimize./Dolaşsın hüzünlü diyarlar şehirinde./Sevgilim bambudan bir sal yap bana bu gece,/buz mavisi bir yağmur damlası değsin yüzümüze.  |
 |